Karanlığın Rengi Şiiri - Recep Budak

Recep Budak
23

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Karanlığın Rengi

Acı dediğin bu doğanın sessizliği
Kara bir yangın sarmalı
Onca yıllık ağırlığı
Bir gecede çağırmalı
Bu doğa ana bağırmalı
Çeyrek asıra vardı ömrüm
Gün ışığını çağırıyorum
Bu karanlık zamanda
Ölüm çağına ağlıyorum
Korkunun en şerefli izi
Kulağımızdan yayılır
Toprağın kokusunu duyuyorum
Elleriyle susamış bu zamanı
Gökyüzü gibi eşeliyorum
Ben bu zamanın feryadıyım
Gecesi ayrı, gündüzü ayrı
Ben bir doğanın evladıyım

bu kozalaklar yerde çirkinleşiyor
çamın dikeniyle oynuyorum
bu süslü bulutlarla
bu süslü bulutlarla
oynuyorum bu süslü bulutlarla

Tanrının ölümsüz boğazına
Renkli hümayil astılar
Öldürüp, doğurdular
İsmi samyeli ye vardı bir gece
Karaladılar, karaladılar
Bu karanlık gülleri
Sararmış bu tohumları
Karartıp elemek gibi
Geceye olan sevdamı
Aralayıp yormak gibi
Ve sormak gibiydi geceye
Biz neyiz?

Bu senin telaşından doğan hızındı
Bu doğa senin en kusursuz kızındı
Bağ, bahçeyi eleyen
Bu senin korkusuz tek yazındı
Nefreti halka aşılayan bir kesim
Duyuyorum, biliyorum
Bir tek şiirde duyulur edebi sesim

Bir haykırış bu, bir ağıt
Aydınlığı karartıyor
Parlak yaralı bir kağıt
Sessizliği yaratıyor

Kavak ağaçları arasındayım
Dayadım sırtımı ağaca
Süzüyorum bu yeşilliği
Ak bulutların karasındayım
Arıyorum gece sessizliği

Bir ses var bugün dalgalı bir ses
Avucumdan taşan, duvarları aşan
Bir ince iplikten geçercesine
Taşan fikirleri kovalıyorum
Bir yangında üşüyorum, bir yangında

Duvarların arkasında kara bir bulut
Zihnimi ayartıyor, günümü karartıyor
Eşeledikçe beni bir vakit
Bir sümbüllü aşkı yaratıyor
Karanlığın rengine vardıkça
Seni bir hududun ardında arıyorum
Gecesi ayrı güzel, gündüzü ayrı sen

Kara bir düşün arasındayım
Sessizlik bakıyor bana ufuktan
Mor sümbülleri eşeliyorum
Bu ölümsüz güçlerin yarasındayım
Ey sahipsiz bu çığlıklar
Varın bu ölümsüz tanrılara
Yorgun kentleri aldınız
Yangınlı gecelerde kaldınız, saldınız bizleri
Karanlığımıza vardınız
Lale, sümbüle varıyor zihnim
Aşkı şiirlerde arıyorum
Ve şiirlerde buluyorum ben seni

Akşamdan kalma bir küfür var
İnsan yüzü vardıkça aklıma
Şarabın sinsi uzaklığı
Gün batmadan aralıyordu kapımı
İnci gibi yağmur yağıyordu
Konuşuyordum filizlenen bu geçmişle
Akarsular kararıyordu
Dört yıldız varıyor gözüme
Uzaklarda bir güzellik görülüyor
Serin bir yeşil
Doğa gibi güzelliğini görünce
Sümbüle benziyordu gülüşü
Vatan bahçesine düşünce

Uyuyup, uyanıyorum
Amedin gözelerinde
İkiye böldüm yalnızlığı bu gece
Bir ayrılık, bir ölüm
Yorgun bir ayrılığı seçiyorum
Avuçlarımdan taşan bu sessizlikle
Görüyor ve duyuyorum
Ta uzaklardan yayılan bu karayı
Bir ak’ın karasıydı biliyorum
Kuğuları izliyorum bu sabah
Tepesinde öten bu kuşları
Sana benziyordu bu sessizlik
Sana benziyordu bu güzellik

Sisli bir gecede köpüren bulutlar
Amansızca goncalara dokunuyordu
Toprağa değen ay
Uyuyordu bu gece
Beni bekliyordu menekşeler
Serap gördüğüm bu çiçek
Sümbülden başkası değildi
Sümbüldü evet, sümbüldü bu çiçek

Bir dert sarmalındayım bu vakit
Güz karanlığındayım
Dolanıyorum, aralıyorum perdeyi
Dışarıda deli gibi akıyor
Yorgun bir kargaşa
Gün ışığı bana uğramıyor, bildim
İçimi karartan kara bilge
Peşimi bırakmıyor, bırakmıyor bildim
Meğer gözlemişim ben bu yangını
Ağrıları dillendiren geçmişi
Ayaklarımdan zihnime sarmışım
Asırlık sancıyı görmüşüm bildim
Süzülen fikirleri eşeliyorum
Aralıyorum karanlık bu geceyi
Kefenlediğim bu şiirleri
Sağı, solu, geceyi, gündüzü
Uğruyor doğaya bu ışık, bildim
Bu yalnızlığı, bu sessizliği
Bu gökteki genişliği ben bildim

Gözlerdeki bu yalın sessizlik
Ta ötede, ötede parlayan ışık
Bir aşkın yarasıydı
Bu kararan beyazlık
İki dudağın arasıydı
Terbiye efendisi gördüğüm
Zekasıyla, ihtişamıyla
Bağlıyor bizleri bu kördüğüm
İnce ince doğruyorum geceyi
Sarıyorum bu sancılı kederi
İhtişamlı tanrıları eleyen
Doğayı sarıyorum zihnime

Bir Çırağan düşünceler sarıyor
Bu ince düşünceler gibi
Zihnimi karartıyor
Bir yangın bu
Bir alabora
Yalnızlığı yaratıyor
Çok ve çok önceleri
Geçen asırlardan beri
Bu sancı
Saçlarımızı ağartıyor

Çanlar çalıyor gözlerimde
Karanlık bir yaz vaktiydi
Asırlık bir yalnızlık gibi
Bu üzerimdeki ağırlık
Bir sisli sessizlik gibi
Ve soğuyor gün geçtikçe
Yaralı bir karanlık gibi
Ve varlığımı resmeden gece
Sancılı bir yangın gibi
Şiirlerin üzerinde tüten
Sancılı bir yangın

Ellerimden kayıp gidiyor zaman
Titrek bir zamanın eşiğindeyim
Çığ yağıyor üzerime gecede
Bir karanlığın içindeyim
Ufuklarda bir ay görüyorum
Beni kovalıyordu
Ve biraz karanlık gözlerini
Kapıyordu, süzüyordu bu gece
Bir ayyaş gibi arıyordum
Sisli ve karanlık zamanı
Arıyordum evet
Sisli ve karanlık zamanı

Pörsümüş bir yalnızlığı yazıyorum
Süngü, parça parça varıyordu
Bu sisli, yangınlı hatırıma
Çeyreğinde bir asrı aralıyorum
Köpürüyordu sessizliğim
Ta ayaklarımda süzülüyordu
Adım adım süslü yalnızlığım
Hatırımı zorlayan sesindi
Konuşan gözleri
İğneli sözlerin
Ve aydınlanan gülüşündü
Şiirlere sığmayan
Parlak bir süngüydü

Duyguyu harladım bir şiirle
Sustum bu harlanan ayazda
Ötüyordu süslü zamanım
Haykıran karanlığın arasında
Ki ben bu soysuz yorgunluğumu
Bir asra sormalıydım
Ki ben derin yalnızlığımı
Avuçlarımdan kovmalıydım
Bilmem bu yüzyıla doydum mu
Bir sisli aydınlığı görmeden
Ben bu ruhumu yordum mu

Bazenleri kaygılı bir vakit
Geceyi ağırlığıyla resmediyor
Ölümün kokusunu aldı bu kent
Doğunun suyuna karışıyor kan
Evet hatırımda dağılıyor bir ses
Ağıt bu, karanlığın sesi
Ruhumuzdan yayılıyor bu kir
Kara bir bulut gibi
Varıyor geceme kanlı fikir

Kalemim besliyor beni, biliyorum
Mürekkep ile doluyor sustuklarım
Sıkılmadan kelimeler
Aralıyordu kapımı
Ki ben duyuyordum sesini
Kanlı şiirlerin nefrini
Ki ben biliyordum karayı
Bu ruhumdaki yarayı
Ki bu zamanı tek değil
Bir sonrakini yazıyorum

Recep Budak
Kayıt Tarihi : 3.04.2026 21:49:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!