Sessizlik,
bir karakol gecesi gibi çöktü üstüme.
Duvarlar dinliyor,
kelimelerim tutuklu.
Adını anmak bile
yasaklı bir bildiri şimdi.
Benim içim bir kıyıydı,
Sende durmaya geldim.
Öyle çok şey birikti ki,
Sana anlatmaya değil,
Seninle susmaya geldim.
Döksem,
Kitaplar yazmamışsın,
ellerin mürekkep görmemiş,
bir gün bile
bir şiirin alnına dokunmamışsın.
Bir dizeyi
Umutsuzluğu ihraç eden bir ülkenin
Kırık kürsüleri ve suskun meydanları var;
Burada çocukların uçurtmaları tellere değil,
Verilmiş sözlerin enkazına takılır.
Fabrika bacalarından tütmez artık gelecek,
Sadece yorgun bir akşamın gri dumanı kalır.
Hatırlıyorum seni...
Evet, hatırlıyorum.
Sen o kalbimde onlarca yıldır çalan melodisin.
Hani ağzına dolanır da bir türlü sözlerini anımsayamadığın o şarkı olur ya;
Bazen hatırlar gibi olursun da dökülmez o mısralar dilinden...
Sen o şarkının nakaratısın işte.
Vakit Yok
Bize
“vakit var” dediler.
Kan sıcakken dediler,
toprak hâlâ inlerken.
“Var ile yok arası yoktur” dediler.
Bunu söylerken hiç titremedi dudakları.
Oysa ben
bir insanın gözlerinin önünde
yavaş yavaş silindiğini gördüm.
Aynı sofrada oturduk.
Ya dayan
ya da yan—
başka bir fiil yok bu dilde.
Dayanmak,
ateşi içine gömmektir
bir ülkeyi saklar gibi göğsünde;
İçimde yarım kalmış bir konuşmanın tortusu,
söz ağızdan düşmeden yaşlanmış bir suskunluk.
Kendime borçlu kaldığım cümleler var,
ne söylesem eksik,
ne sussam ağır.
Belki de buna müstehakım,
Yazmadım seni daha.
Tek bir kelime bile etmedim.
Ne deftere,
ne kâğıda,
ne de bir köşesine hayatın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!