Vay kurban!
Zifiri karanlıkta bir kervan yürür,
Ayaz kilit vurmuş dudaklara,
Katırların nalları buz tutmuş kayalarda kıvılcım saçar.
Değil bu yol bir ipek yolu,
Ben sabah yıldızıyım,
toprağın üstünde en son kaybolan.
Güneş doğar, işçiler uyanır,
ben hâlâ sönmemek için beklerim.
Yüküm ağır,
Bir şehri içine nasıl sığdırabilirsin ki
sen şehre sığamazken.
Ben denedim.
Sokaklarını kalbimin en dar yerlerine yerleştirdim,
bir çocuğun düşürdüğü misketi,
bir kadının pencereden sarkan çamaşırını,
Gönlünü acıtan yara küçüktür
Mem u zin'e yarayı sorda öyle git
Bu dünya zaten 3 5 günlüktür
Kırdığın kalpleri onar öyle git
Yoksul geldin Dünyaya öyle gidersin.
Adını koymadım.
Bazı acılar isimlenince
hafifliyor çünkü.
Ben ağır kalsın istedim.
Gidişin bir olay değildi,
bir süreklilikti.
Bana ne kadar yakınsan
o kadar uzağım kendime.
Mesafe dediğin şey
iki beden arasındaki adım değil,
iki yüreğin sustuğu yerdir.
Seni
bir kentin sabahına benzetiyorum,
henüz tramvaylar uyanmamışken
ekmek kokusu dolaşır ya sokaklarda
işte öyle seviyorum seni.
Gece yarısı kalktım,
sigaramın külü düştü göğsüme,
yakmadı bile;
zaten içimde yıllardır sönmeyen bir köz var,
senin adınla yanıyor.
Sokak lambası titriyor,
Bir gün
adımı anmaktan vazgeçeceksin,
dilinin ucunda eksik kalacak
ama dönüp tamamlamayacaksın.
Kapını çalmayacağım artık,
rüzgâr bile benden izinsiz esecek.
Adın, evin en sessiz yerinde duruyor artık.
Ne çağırıyor
ne cevap veriyor.
Sadece ağır.
Gidişin bir eksilme değildi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!