Seni sevmek, bu devasa mavinin ortasında
Kırmızı bir sandalyeye bütün bir ömrü sığdırmakmış.
Bakışların, o binanın pencerelerinden sızan bal rengi sızı,
Eski bir alfabenin unutulmuş, en harfiyen can acıtan sızısı.
Bu bina ki; gökyüzünün yırtık cebinden düşmüş bir kibrit kutusu,
İçinde sönmeye yüz tutmuş birkaç sevişme, bir tutam da sürgün korkusu.
Mutlaka gelecek güneşe hasret günler.
Bizi biz eden o duyguları alıp gelecek kızıl elleriyle.
Bizim umudumuz diri, yüreğimiz sıcak, sevdamız mavi bekliyor olacağız kızıl sabahlarda.
Yâri gördüm iki gözü hüzmeli
Geniş yüzü kara saçı Örmeli
Fistan giymiş göze çekmiş sürmeyi
Giden güzel, bakan güzel, can güzel..
Çeşme başı dolduruyor testiyi
Sabah aynaya bakıyorum,
ayna benden önce uyanmış;
gözlerimde bir başkasının uykusu,
saçlarımda rüzgârın aceleciliği.
Cebimde bozukluklar var,
Hala çığlık atıyormusun Şırnak
Bunca acıya, bunca zulme ev sahipliğin var senin.
Hacı lokmanımın yaralarını silebildinmi o sokak taşlarından?
Dicle kan akıyormu hala?
Botanda anaların çığlığı sustumu?
Cizrenin kulakları sağırlarşmadımı lokman ilk mermisini yediğinde?
Asi’dir Hatay’ın nehrinin adı
Bir başkadır orda künefe tadı
Kurtuluştur en eski caddenin adı
Tarih kokar Hatay’ın her bir köşesi.
Erzinden çıksam şu içmelere
Takımı var kıravatı satenden
Aklı fikri paradadır hergele
Boşunadır anlamıyor hiç halden
Fukaraya caka satar hergele
Seçim gelir alır gider oyunu
Ne rüzgâra verecek bir sırrım kaldı,
Ne de dökülüp saçılacak mecalim...
Zaten zor sığdırdım bunca kederi içime,
Şimdi bir kelime etsem, yıkılır hayalim.
Bir uçurumun kenarında, sessiz ve derin,
Sonbahardı
Şehrin yaprakları dökülürken çıktın geldin,
Tanıyordum seni
Bir film sahnesinden tanıyordum
Çok güzel başlayıp çok güzel biten bir kitaptan tanıyordum
Nazım'ın verası ndan
Şehre sesleniyorum
ama biliyorum
cevap veren benim.
Sokaklar dar bugün,
düşüncelerim gibi.
Her köşe başında bir yasak,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!