Boğazımdaki düğümleri
sökebilecek bir ilacın var mı bayım,
ama lütfen reçete yazma;
bu memlekette
kağıtlar iyileşiyor,
insanlar değil.
Biliyormusun Beritan
Sen gülünce
hüzün yok oluyordu yeryüzünden.
Afrikada açlık bitiyor
Filistinde çocuklar ölmüyordu artık.
Şilide özgürlük meydanı kızıl bayraklarla süsleniyordu.
Bugün gökyüzü, Gazze’nin üzerine yırtık bir yelken gibi çöktü,
Güneş, utancından erkenden karanlığın koynuna büküldü.
Bakın şu beyaz örtülere; onlar sadece bezden birer kefen değil,
Her biri yarım kalmış birer masal, dondurulmuş birer istikbal.
Çiçekli pazenlerin altından sarkan, o minik ve soğuk eller;
Henüz oyuncağına doymamış, parmaklarında barut izi güller...
Bitlis’ten Siirt’e bir uçurum boyu,
Eksi iki derece;
Kıyamet beyazı, mahşer uykusu.
Dağlar ki, göğün mağrur ve paslı kilidi,
Yol ise buzdan bir hıçkırık...
Radyoda o yanık avaz: "Tu nizanî..."
Bir şehir düşünün,
toprağı hesap sorar.
Taşı değil, ihmali çökmüştür üstüne;
sessizliği, bağırmaktan yorgun.
Bir şiir düşünün,
Ve Helin
Diyarbakır’ın yazında doğan rüzgâr
İstanbul’un ayazında bir ses oldu
İncecik boynuyla, en ağır yükü taşıdı
Bir notanın hatırına, bir türkünün düşüne
Eritirken her gün o körpe bedenini
Aklımdasın:
Yüksek sesle değil,
Gecenin —kendi kendine konuştuğu— o en karanlık noktasından.
Duruyorum bir cümleyi bitirirken,
Çünkü bazı kelimeler,
Söylendiği an bozuluyor bir cam eşya gibi.
Bu masa
bir bardak değil,
bir ömürdür.
Rakı beyaz,
geçmiş bulanık.
Bir şehir var, tozlu yollarında çocuk sesi,
Kiremit çatlamış, bacalar tütmüş hâlâ.
Sokak başında yaşlı bir adam,
“Dün de yandık, bugün de yanacağız” der.
Fırın önünde ekmek kuyrukları,
Gözlerine bakınca yaz geliyor Şehrime.
ilk açan papatyanın son yaprağına kalıyor umutlarım.
son yapraktaki sevip sevmemen değil, gülüp gülmemendi Baharı getiren ömrüme.
Sen Gülünce gelincikler açıyor kalbimin baharında.
Beni sevebilme ihtimalini beklemek bile güzeldi.
Belki hiçbir zaman gelmeyeceksin Şehrime,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!