Yine buradayım.
Bir odanın içi
iki kişilik bir suskunluk kadar dar.
Camda gece var,
gece suya değmiş gibi,
Hani bıçak dayasan bilenir etimde,
Etimle kemiğimle yaşıyorum olmayışını.
Geçen günler saatler dakikalar hatta saniyelerde hissediyorum gittiğin günü.
Biliyorum artık yoksun ve olmayacaksın.
Buna alışmak için zaman geçsin istemiyorum
Testere gibi gidişi ayrı gelişi ayrı yırtıyor etimi kemiğimi olmayışına alışma süreci.
Derinden gelen bu uğultu duyuluyor mu?
Bu ne yağmurun masalıdır
ne rüzgârın avuntusu.
Bu, proleteryanın boğazında biriken
ve artık konuşmak zorunda kalan tarihtir.
Bu ses,
Vay kurban!
Zifiri karanlıkta bir kervan yürür,
Ayaz kilit vurmuş dudaklara,
Katırların nalları buz tutmuş kayalarda kıvılcım saçar.
Değil bu yol bir ipek yolu,
Ben sabah yıldızıyım,
toprağın üstünde en son kaybolan.
Güneş doğar, işçiler uyanır,
ben hâlâ sönmemek için beklerim.
Yüküm ağır,
Gönlünü acıtan yara küçüktür
Mem u zin'e yarayı sorda öyle git
Bu dünya zaten 3 5 günlüktür
Kırdığın kalpleri onar öyle git
Yoksul geldin Dünyaya öyle gidersin.
Seni
bir kentin sabahına benzetiyorum,
henüz tramvaylar uyanmamışken
ekmek kokusu dolaşır ya sokaklarda
işte öyle seviyorum seni.
Gece yarısı kalktım,
sigaramın külü düştü göğsüme,
yakmadı bile;
zaten içimde yıllardır sönmeyen bir köz var,
senin adınla yanıyor.
Sokak lambası titriyor,
Adın, evin en sessiz yerinde duruyor artık.
Ne çağırıyor
ne cevap veriyor.
Sadece ağır.
Gidişin bir eksilme değildi,
Sessizlik,
bir karakol gecesi gibi çöktü üstüme.
Duvarlar dinliyor,
kelimelerim tutuklu.
Adını anmak bile
yasaklı bir bildiri şimdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!