Sen doğduğunda biz genç idik
Anne baba nedir bildik
Seni bizden bile çok sevdik
Canım benim güzel kızım
İdil olsun dedi annen
I. Dokuz metre kare
Duvarlar yine açık gri,
Ama bu kez renk değil bu,
Bir ses.
İçeri sızıyor, kulağımdan değil
Aralık’tı…
Takvimden çok,
insanın içi yırtıldı.
Kar değildi yağan,
kül dökülüyordu gökyüzünden
bir kentin üstüne.
Sabahı çıplak ayakla karşıladığım günlerden birinde
doğdun.
Toprak nemliydi,
gökyüzü ağırdı,
insanlar yorgundu.
Ben seni
Neleri tükettik o günden bu güne?
Masumluğu,
Birbirimizin yüzüne bakarken utanmayı.
İyi niyeti,
Bir selamın karşılıksız kalmadığı zamanları.
Öğret bana
özlememeyi öğret;
gecenin koynunda uyanıp adını sayıklamamayı,
rüzgârın her esişinde yüzünü aramamayı öğret.
Unutmayı öğret bana;
Ölüm,
acele etme.
Daha yoksulun sofrasında
eksik olan tuzu tamamlamadım,
daha
bir işçinin nasırlı suskunluğunu
Ben seni
olur olmaz zamanlarda düşünüyorum,
dünyanın hiçbir şeye benzemediği anlarda.
Birdenbire içimde bir rüzgâr kalkıyor,
adı sensin,
yönü belirsiz.
Bak şimdi,
Aşk dediğin şey
Herkesin ağzına yakışmıyor.
Benimkine hiç oturmuyor mesela,
O yüzden çiğ çiğ konuşuyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!