Otelde oturmuşum,
Elimde kahve, aklımda hayatımın saçmalıkları.
Tam "daha fenası olamaz" derken
Gözüm takılıyor o binaya.
Sarı, mavi, kırmızı...
Sanki bir dev, Lego kutusunu Maraş’ın orta yerine
Kaburgamda biriken bu zifir,
Hangi coğrafyanın ahıdır bilmiyorum.
Diz çökmüş bir uçurumdur artık zaman;
Ne yana dönsem, kendime çarparım.
Kirpiklerimde paslı bir tarih,
Eskimiş bir yemin gibi durur sırtımda dünya.
Yine bir otel odasındayım dila.
Camdan dışarıyı seyrederken seni izliyorum.
Gökten o kadar güzel yağıyorsun ki,
Şehir giyisi değiştiriyor sanki her gürleyişinde.
Şehir ışıklarını sana benzetiyorum dila.
Odama ışık saçıyırlar sen gibi.
Saat dört on yediydi
ve dünya
yer değiştirdi.
Diyarbakır’da
bir otel lobisinin lambaları
"Türkü yakmak" derler Anadolu'da
Alevler içinde Sivas'ı gördüm.
Mavzer olmuş marşı halkın bağrında
Halkı için ölen Yorum'u gördüm.
Açlıktan Ölmektir eylemin Adı
Sallandı Antakyam güneş doğmadan
Toz bulutu kalktı evden ocaktan
Çığlıklar yükseldi sanki savaştan
Sesimize ses veren bile olmadı.
Köprü başı, armutlu tuzla buz oldu
I. Bölüm – Toprağın Uyanışı
Ben düşlerimde bir ülke görüyorum,
Kökleri işçinin toprağında,
Nefesi fabrikaların bacalarında,
Yüreği kavganın ateşiyle atan bir ülke.
Bir sigara yakarım, dumanı ciğerime dert,
Tütün mü dersin, hayat mı, her neyse...
Bağımlıyım işte, itirazım yok buna.
Ama bak, bitince nasıl da fırlatıyorum yere.
Öylece, ayaklar altında kalsın diye.
Bir güzele gönül vermiş düşünde
Derin bir ah çeker garip Süleyman.
Perde iner yüreğinde gözünde
Kalbi kan ağlar durur garip süleyman.
Gezer durur hep tüm diyarları
Bu bir savaş değil
bu, sınıf cinayetidir.
Bombayı atan belli
parayı veren belli
ölen hep aynı:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!