Bir şehir var, tozlu yollarında çocuk sesi,
Kiremit çatlamış, bacalar tütmüş hâlâ.
Sokak başında yaşlı bir adam,
“Dün de yandık, bugün de yanacağız” der.
Fırın önünde ekmek kuyrukları,
Gözlerine bakınca yaz geliyor Şehrime.
ilk açan papatyanın son yaprağına kalıyor umutlarım.
son yapraktaki sevip sevmemen değil, gülüp gülmemendi Baharı getiren ömrüme.
Sen Gülünce gelincikler açıyor kalbimin baharında.
Beni sevebilme ihtimalini beklemek bile güzeldi.
Belki hiçbir zaman gelmeyeceksin Şehrime,
Yenilgiyi yakıştıramadık göğsümüze,
çünkü kalbimiz bir afiş gibi asılıydı meydanlara.
Kurşun yesek de
bir çocuğun avucunda sakladığı kırıntı umut kadar
ısrarcıydık yaşamakta.
Bizi karanlıkla terbiye etmek istediler,
Herkesin gördüğü o kocaman gülüş,
Kimsenin görmediği bir uçurumun örtüsüydü.
Genişledikçe ağızdaki neşeli kavis,
Daralıyordu içimdeki sessiz meclis.
Aşka dair ne varsa söylediniz usta,
biz kapının eşiğinde kaldık.
Biriniz lambadaki titrek alevden
bir ömürlük yanmayı çıkardı,
ötekiniz Tahir’i Zühre’ye sürgün etti
dağlar araya girdi, diller yetmedi.
Avucundan öptüğüm o ilk günü hatırlıyor musun? üzerinde giydiğin rengarenk gömleği?
Peki ya denizi hatırlıyor musun?
Şarıl Şarıl dalgaları?
içtiğimiz kahveyi,
kalemi,
kağıdı,
Otelde oturmuşum,
Elimde kahve, aklımda hayatımın saçmalıkları.
Tam "daha fenası olamaz" derken
Gözüm takılıyor o binaya.
Sarı, mavi, kırmızı...
Sanki bir dev, Lego kutusunu Maraş’ın orta yerine
Kaburgamda biriken bu zifir,
Hangi coğrafyanın ahıdır bilmiyorum.
Diz çökmüş bir uçurumdur artık zaman;
Ne yana dönsem, kendime çarparım.
Kirpiklerimde paslı bir tarih,
Eskimiş bir yemin gibi durur sırtımda dünya.
Yine bir otel odasındayım dila.
Camdan dışarıyı seyrederken seni izliyorum.
Gökten o kadar güzel yağıyorsun ki,
Şehir giyisi değiştiriyor sanki her gürleyişinde.
Şehir ışıklarını sana benzetiyorum dila.
Odama ışık saçıyırlar sen gibi.
Saat dört on yediydi
ve dünya
yer değiştirdi.
Diyarbakır’da
bir otel lobisinin lambaları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!