Adaletsiz Bir Sessizlik
Ben seni bir ömre sığdırdım, sen beni bir bahaneye,
Gönlümü kurban ettin, o hiç bitmez şahaneye.
Hangi hakla yıkıldı bunca yıllık bu emek?
Zormuş meğer "hiç" uğruna sessizce veda etmek.
Senin için deryayken, bir damlada boğuldun,
Ahım Elinde Tespih Olsun
Sana olan kırgınlığım ne bir mevsime sığar, ne de rüzgârın önüne katıp götüreceği bir toz bulutudur. İçimde biriktirdiğim her "keşke", her düğüm ve her sessiz hıçkırık, artık senin boynuna dolanan o görünmez zincirin birer parçasıdır. Madem gidişinle arkanda bir enkaz bıraktın, o enkazın tozundan sana bir tespih dizdim; her imamesinde sızım, her tanesinde ahım saklıdır.
Gecenin en koyulaştığı yerde, uykularının bölündüğü o tekinsiz saatlerde parmakların boşluğa uzandığında, avucuna bıraktığım bu yükü hissedeceksin. Bu öyle bir tespihtir ki; ne kehribardır ne de gümüş; o, gözyaşımın tuzuyla sertleşmiş, hayal kırıklıklarımın ateşiyle pişmiş bir keder senfonisidir.
İlk Otuz Üç: Sana verdiğim, kıymetini bilmediğin o tertemiz emeklerimdir. Her çekişinde, harcadığım gençliğimin gürültüsünü duyacaksın.
İkinci Otuz Üç: Kurduğun yalanların, yıktığın köprülerin ve yarım bıraktığın cümlelerin ağırlığıdır.
Ax pişti te yar...
Senden sonra bu şehir, dilsiz bir mezarlık şimdi.
Ez ım, dilteng ım, bêkes ım di vî bajarî da,
Yürüdüğüm sokaklar yabancı, bastığım toprak emanet.
Hangi kapıyı çalsam, yankısı yine benim yalnızlığım,
Hangi yöne baksam, rüzgâr senin kokunu getirir uzaktan.
Gecenin en koyu yerinde uyandım yine,
İçimde bir yangın, göğüs kafesimde bir daralma...
Duvarlar üzerime doğru yürüyor sanki,
Odalar soğuk, odalar bomboş, odalar sen kokuyor.
Elim telefona gidiyor, numarayı ezbere bilen parmaklarım titriyor,
Gözlerimi her kapattığımda aynı sessizlik,
Aynı cümlenin ağırlığı çöküyor omuzlarıma.
Bir zamanlar dünyam olan o ellerin,
Şimdi beni fırlatıp attığı yer yabancı, yer soğuk.
Sana ait ne varsa söküp atmak isterken içimden,
Hatırlayınca arkandan yorgun düşen
gözlerine hatıra bırakıp hayalini…
Camii avlusuna bir bebeği bırakırçasına
çekip gittin. Şimdi niye yara aldı kalbim?
Bu ayrılık vurgunundan…
Benim Adım Töre
Ben ne fırtınalar gördüm, ne kışlar atlattım,
Kendi küllerimden doğup, acıyı balla tattım.
Eğmedim başımı kimseye, namerde el açmadım,
Kendi yolumu kendim çizdim, kendimi kendim yarattım.
Töre koymuşlar adımı, ismimde saklıdır hükmüm,
Beton ve Pas
Dişlerimin arasında ezilen bir hırs var,
Paslı bir çivinin tahtayı zorlaması gibi,
Zamanı delip geçmek istiyorum.
Sizin o steril dünyalarınız,
Boyalı kapılarınız ve sahte nezaketleriniz,
Ne yana dönsem aynı kör kuyu,
Hangi kapıyı kilitlesem anahtarı sende kalmış.
Seni içimden söküp atmak için
Kendi göğüs kafesimi bin kez kırmışlığım var.
Ama olmuyor işte…
Kaç geceyi uykusuzluğun ipine dizdim, bilmedin.
İçimde kopan kıyametleri,
Kendi ellerimle ördüğüm o sessiz duvarları,
Ve her tuğlasında bir parça canımın kaldığını...
Sustum, çünkü kelimeler celladım olacaktı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!