Son yudum ilk veda Şiiri - Töre Hanım

Töre Hanım
56

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Son yudum ilk veda


​Eyy yâr...
Zamanın parmak uçlarından süzülen o ince sızı,
Bir hayâle dem vurmak gibiydi seni düşünmek.
Dışarıda ayazın kestiği, sokakların sustuğu soğuk bir günde,
Sadece senin karşında oturup,
Buharı tüten sıcacık çayı yudumlamak vardı ya...
Hani o fincandan yayılan sıcaklığın ellerime sığınması,
Senin varlığının ruhuma dokunması...
Hayâl işte...
​Gözlerine bakıp, o uçsuz buçaksız derinliğine,
Sanki bir nehrin denize kavuşması gibi içine akacaktım.
Sen bana o hiç bitmesin istediğim masumiyetle gülümserken,
Zamanı bir kum saati gibi tersine çevirecektim.
Bir yudum çay, bir yudum sen içecektim sessizce;
Ruhum doyacaktı, sesim kısılacaktı mutluluktan.
Dedim ya yâr... Hayâl işte.
​İnsanız nihayetinde; etten, kemikten ve en çok da özlemden...
Ne o kurduğum büyülü hayâlden vazgeçebiliyorum,
Ne de her nefesimde soluduğum senden.
Sen yanımda olmasan da, boş kalsa da o sandalye;
Penceremden baktığımda manzaram sen,
Elimdeki bardağın demi sen,
Kalbimi yakan o koca sevdam sen...
Ben, ben olmaktan çıkıp tamamen sen iken,
Yeryüzündeki tek gerçek bu aslında.
​Sen hâlâ bir gölge gibi, bir fısıltı gibi hayâlsin bende.
Ulaşılamayan o zirve, dokunulmayan o kutsal emanet...
Ama bir ihtimal besliyorum göğsümün sol yanında;
Belki diyorum...
Belki bir gün, ben de olurum sende.
Belki senin de çayında benim kokum,
Senin de hayâlinde benim yüzüm belirir.
Hayâl işte bu ya...
Bitmeyen, tükenmeyen, bizi ayakta tutan o son kale.

Töre Hanım
Kayıt Tarihi : 12.05.2026 02:03:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


​O küçük kafenin köşesinde, buğulu camın arkasında bir ömürlük bir sahne gizliydi. Kadın, parmak uçlarını ısıtan son sıcaklığı da içine çekti. Karşısındaki sandalyede oturan o görünmez hayâle son bir kez baktı. Gözlerinde ne bir sitem ne de bir öfke vardı; sadece şiirindeki o derin kabulleniş: "Sen hâlâ hayâlsin bende." ​Kadın ağır ağır ayağa kalktı. Hırkasını düğmeledi, dışarıdaki ayaza hazırlandı. Kendi bardağı boştu, bitmişti. Ama onun için söylediği, hiç dokunulmamış olan o ikinci çay... O hâlâ orada, masanın tam ortasında, yavaş yavaş dumanını kaybederek soğuyordu. ​Garson masaya yaklaşıp bardağı almak için hamle yaptığında, kadın nazik bir el hareketiyle onu durdurdu. ​"Lütfen," dedi sesi titreyerek ama kararlı, "Biraz daha kalsın. Belki içilmemiş bir çayın hatırına, hayâller gerçeğe borçlanır." ​Çantasına uzandı, masaya bir miktar para bıraktı; iki kişilik çay parası, bir kişilik yalnızlık bedeli... Arkasına bakmadı. Bakarsa, o sandalyenin boş olduğunu bir kez daha görecekti. Oysa o, onu orada, gülümserken bırakmak istiyordu. ​Kapıyı açtığında yüzüne çarpan sert rüzgar, gözlerinden süzülmek üzere olan o tek damlayı kuruttu. Sokağın kalabalığına karışırken, dudakları belli belirsiz kıpırdadı: ​"Manzaram sen, çayım sen... Ben şimdi gidiyorum ama sen bende kalıyorsun. Belki bir gün, ben de sende olurum." ​Arkasında soğumuş bir bardak çay ve hiç yaşanmamış ama asla unutulmayacak bir hatıra bıraktı. Hayâl işte... Bazı hayâller, yaşanmadığı için sonsuz kalırdı.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!