Bazen hayat, tam ortasında durduğumuz ama hiçbir rolümüzün kalmadığı bir tiyatro sahnesi gibidir. Işıklar başkalarının üzerine vurur, alkışlar başkaları içindir; sen ise dekorların gölgesinde, sıranın sana hiç gelmeyeceğini bilerek beklersin. İnsan, en çok da "vazgeçilmez" sandığı yerlerden sessizce uğurlandığında anlıyor dünyanın adaletsiz hızını. Bir zamanlar fırtınalar kopardığın o gönüllerde, şimdi adın bile anılmıyor. Bu, bir mağlubiyet değil; bu, zamanın en dürüst ve en acımasız yüzleşmesidir.
Hafıza, bazen bir lütuf değil, bir cezadır. Hiç gitmediğin sokakların kokusunu duymak, hiç dokunmadığın ellerin sıcaklığını özlemek... Kalbin, artık orada olmayan birine hâlâ çarpmaya devam etmesi, insanın kendi gövdesine sığamamasıdır. Eskiden "geçecek" dediğimiz her şeyin aslında geçmediğini, sadece yerini daha ağır ve daha derinden gelen bir alışmışlığa bıraktığını gördük. Bizler, kırıldıkça keskinleşen ama kestikçe kendi canı yanan cam parçalarıyız.
Şimdi bir liman hayal ediyoruz; ne gideni olsun ne geleni. Sadece denizin o uçsuz bucaksız kayıtsızlığına sığınmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, ne kadar çok konuşursak o kadar çok yanlış anlaşılıyoruz ve ne kadar çok açılırsak o kadar çok fırtınaya tutuluyoruz. Hayat, bize en çok susmayı öğretti; ama bu öyle bir susmak ki, içinde binlerce yıkık kentin gürültüsü saklı. Sonunda herkes kendi sessizliğinde boğulur; kimisi bir okyanusta, kimisi bir bardak suda.
Asaf Eren TürkoğluKayıt Tarihi : 19.04.2026 13:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!