Gökyüzü...
Bir sonsuzluk perdesi, mavi bir sır,
Yıldız yıldız işlenmiş, kudretle yazılır.
Kim baksa başını kaldırıp semaya,
Kendi içini görür o ulu aynada.
Mavi bir yorgan serilmiş dağların üstüne,
Kuşlar uçar serin rüzgârla, süzülür sessizce.
Bir çoban değneğiyle iz çizer çimende,
Gökyüzü gülümsüyor, bakıyor pencereme.
Bulutlar koyun gibi yayılmış ovaya,
Aşk bir gökkuşağıdır,
yağmurdan sonra değil,
insanın içinden geçtikten sonra görünür.
Her rengi, bir hâlin felsefesidir.
Kırmızıyla başlar:
Gökkuşağının bittiği yerde
Renkler susar, ışık yorulur.
Bir mavinin son soluğu,
Bir kırmızının hatırası kalır yalnızca.
Orada rüzgâr konuşmaz,
Gökyüzü, ey sonsuzlukla örülü mavi,
Seninle başlar içimdeki serüven.
Bulutların arasında saklı bir hayal,
Her bakışımda değişir yüzün, derinden.
Bir serçenin kanadında sen varsın,
Gökyüzünün derdini anlamıyorum
Yeryüzünü diken sarmış
Kan tutmuş her anı vakitsizce
Şimdi yağmur halinde ölmek niye
Şimşekler dar ağaçlarına çatıyor
Anlatacak güzel bir öykü yok artık
Dava bizim dir yol bizim
ya var oluş ya yok oluş
Hak olur da hakikat susar mı
yılmadan yıkılmadan diriliş şehadet
Gökyüzünü tut küçüğüm
Bırakma gitmesin şafaklar
Aynı gökyüzünde gecede var
Sen geceyi bilmezsin
Çok çılgındır ıssız geceler
Sen geceyi bilme küçüğüm
Herkesin yüreği bir yuva değildir,
Bazı kapılar rüzgârda çarpar durur.
Bir çocuk gelir, dünya ister, sıcak ister—
Kimi avuçlar ise soğuğa alışmıştır,
Dokunuşu unutur.
Bir perde var, yırtılmaz sözle,
Yasayla çizilmez kaderin izleri.
Bir göz var, bakmaz yüzüne özle,
Derin suskunlukta saklı gizleri.
Taş duvar ardında yankılanan ses,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!