Botan’da rüzgâr, eski bir bilgenin nefesi gibi eser,
taşların hafızasına dokunur
ve her kıvrımında bin yıllık bir sessizlik dolaşır.
Dağlar, kendi gölgelerini omuzlarında taşır
ve insan bazen anlar ki
Bugün senin günün, zaman senin adınla
Çiçekler daha taze, gökyüzü daha mavi.
Bir takvim yaprağında değil yalnızca,
Bir yürekte doğdun, sevginin, saf haliyle.
Yıllar geçti belki, gözlerine dokunmadan,
Sen sev diyorsun
Sevmek en kolay
Yüreği olana
Ama gözlerini aç bir bak
Artık eski zaman yok
Eski baharlar yok
Sevdaya hasret yaşarken
Kavgalarda buldum kendimi
Baştan sona dava iken
Yangınlarda buldum kendimi
Ben aşkı Sürgün harflerle yazdım
Bu mevsimin dili yok
Hiç beni suçlama
İlk mührü sen gözlerinle vurdun
Artık söylenecek söz yok
Çünkü hala gözlerin gözlerimde
Çünkü hala yüreğim rehin
Güneşi bekleyen bir tohumun sabrıyla,
Sustuk, toprağın o derin sessizliğinde.
Kırılan dallarımızı sardık kendi kahrıyla,
Bir can yürüdü, bu kışın kimsesizliğinde.
Sanma ki kuruduk, sanma ki bittik,
İki yılan sarılır birbirine,
karşıtlıkların sonsuz dansı;
biri göğe tırmanır,
biri toprağa iner,
ama ikisi de aynı sırla parlar.
Güzelliğin bir ilahı olabilir
Olmasa da yaratırlar
İnsanoğlu süsleme işinde usta
Hakikat bile olsa yine değişmez
Sağdan soldan batılı takıp takıştıracak
Deniz bildiğin gönül köprüsü
Kayıklar aşkla basamak
Aşktır yiğidin özü cıvanım
Özü sözü gel seninle aşk kılak
Her liman bir hane
Göğe uzanır üç tahta direk,
Rüzgâr susar, dağlar bile eğilir.
Bir can, iki elden akarak gider,
Ve dünya, o an içinden devrilir.
Çivi sesidir yankılayan zaman,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!