Gökyüzü bile sırtını dönmüş,
yıldızlar bile sönük bakıyor gözlerime.
Bir gece değil bu,
sonsuzluğun taş kesilmiş yüzü.
Adımlarımın sesi,
kimse yoktu
ben vardım sadece
bir de deniz
adını unuttuğum bir akşam
ıslak taşların üstünde
diz çökmüşken içime,
Kimse bilmedi
içimde kaç defa çöktüğümü,
kaç kere başucumda bekledim
kendimin sonunu.
Duymadılar…
Sustum çünkü,
Bir kapı kapanır,
sesini uzun süre duyar duvarlar;
sonra kendini yiyip bitiren bir boşluk büyür içinde.
Bir bardak çay soğur masanın ucunda,
kimse elini uzatmaz,
Yalnızlık, gecenin kucağında
Ay gibi solgun, yıldızsız bir deniz;
Sen, o denizin kıyısında
Bir fener misali, yol gösteren.
Kalbim, yaprak döken sonbahar ağacı,
Oturduğun sandalye boş,
masanın karşısı sessiz;
sanki hiç karşımda
oturmamışsın gibi.
Perdeler kapalı,
Kalbin de bir gün durabileceğini öğrendim.
Bu yüzden adını kalbime yazmadım.
Ben seni,
zamanın kendine bile uğramadığı
çatlak bir sessizliğin içine bıraktım.
Güneş, alnıma mühür gibi bastı adını,
dizlerime kadar sarı susuzlukta yürüyorum.
Toz olmuş yolları öpüyor ayaklarım
hiçbir gölge kalmamış,
hiçbir rüzgâr kalmamış
adını serinleten.
Sandım ki bazı insanlar
yüreğime iyi gelir.
Sandım ki bakışlar
sözden çok şey anlatır.
Meğer göz de yalan söylermiş,
sessizlik de...
sabah oldu sanki
ya da ben öyle sandım
karanlığın içinden sızan o soluk ışık
ilk kez bana değdi gibi
gözlerimi kapamadım bu defa




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!