Belki de seni en çok
yüreğime sığmadığın hâlde
sessizce uğurladığım için sevdim.
Akışına bıraktım her şeyi,
ve en çok da
senden vazgeçmeyi öğrendim…
Artık gidemem o eski sokaklara,
kapılar başka evlere açılıyor şimdi.
Beni tanıyan bahçeler kurudu,
kuşlar başka dillerde ötüyor.
Bir sandık bıraktım
Vedayı öğrendim en çok
gelmeyenlerin susuşundan.
Bir kapı daha kapanmadı bende
hep aralık kaldı gidişlerin izi.
Ben alıştım yalnızlıklara
Artık sormuyorum: “Gelir misin?”
Çünkü biliyorum, gelmezsin.
Yolun çoktan başka diyarlara döndü,
Ve ben seni hep yanlış istasyonda bekledim.
Kime anlatsam seni, yarım kalırım,
Artık adını anmıyorum,
ama hâlâ içimde bir yer
sana susuyor.
Bir yangının külleri gibi,
ne sıcak kaldın
ne de soğuyabildin tamamen.
Bir akşam üstü gibi soldu içim,
Göğsümde ağır bir sonbahar kaldı.
Sen giderken ardında sevgili,
Yarım kalacak umutlar bıraktın.
Ne zaman eski bir türkü duysam
Ne kaldı geriye,
Biraz yol, biraz toprak, biraz ben.
Bir yıldız kadar uzak,
Bir soluk kadar yakındı her şey aslında.
Gidenler, kalanlar,
Bir zamanlar çok şey söyledim sana,
bir gülüşün ardına şiirler sakladım,
suskunluğuna anlam yükledim,
ve hep bekledim…
belki duyarsın diye.
Her sorunun başında bir suskunluk vardı,
Ve sonunda da.
İnsan, en çok kendi sesini yitirdiğinde
Yaklaşır hakikate.
Yürüdüm…
Uzaklardan bir ses gelir;
ne kulak işitir,
ne dil söyleyebilir;
yalnızca ruh, derinden duyabilir.
O ses,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!