akşam üstü ufka doğru yürüdüm.
Çocukluğumdan beri oradaydı.
Dağların ardında, bulutların altında,
gözümün yetiştiği son çizgide.
Yaklaştıkça ulaşacağımı sandım.
Bir adım attım, o da bir adım geri çekildi.
bir ses duydum
adını koyamadığım
ne tam içimden
ne de dışımdan gelen
sanki zamanın çatlağında sıkışmış
çocuk da olsak
umudumuz nedensiz değildi
daha çok çiçek açmak gibiydi
güneşe yaslanan döngel ağacında
S.GÖL
Bekledim…
gece boyu açık bıraktım kapımı,
rüzgârı bile içeri aldım
belki bir umut uğrardı diye.
Ama gelen hep aynıydı:
Unutmak,
öyle kolay değil sandığın gibi.
Bir bakışında asılı kaldım,
bir gülüşünde mühürlendi kalbim.
Günler geçiyor,
Gecenin suya değdiği yerde
bir his beliriyor usulca,
ne isim verebilyorum ona
ne de dokunabilyorum.
Bir lamba yanıyor içimde,
Bir zamanlar vardın,
şimdi kimseye anlatamıyorum seni.
Adını söylediğimde
karşıma çıkmıyor yüzün bile hayalimde.
Bir rüyaydın belki,
Uyandığımda sen dönmüş olsan,
kırlangıçlar küskün göğe sarılsa,
kirlenmiş dünyayı kanat sesleriyle yıkamış olsa.
Bir aşk şarkısı söylese ceviz ağacındaki kuş,
ama sesi yüreğimdeki, eski bir yangının küllerinden ateş olsa.
Gece boyunca sendin yanımda,
sesin rüzgârla iç içe süzülüyordu,
gözlerin, yıldızların yerine geçmişti gökyüzünde.
Dudaklarında yarım kalmış bir şarkı
ben, o şarkıyı içimden usulca ezberliyordum.
“Dedim, kalbim taş gibi olmuş,
Merhameti nasıl öğreneyim?”
“Taş bile suyla yıkanırsa yumuşar,
Sen de gözyaşınla yıka kalbini,” dediler.
“Dedim, yol çok karanlık.”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!