Şimdi böyle hüzünlü halime bakma,
ansızın bir tohum gibi uyanırım sessizliğin içinden.
Geceden kalan son çiğ tanesi,
umut olur, düşer yüreğinin karanlığına.
Köklerimde hâlâ sen varsın
Üzerime çöken göğü
kaldırdım omuzlarımdan,
yeni bir gökyüzü ördüm kendime
bulutsuz, hesapsız,
ve kimseye benzemez.
Mevsimin dalkavuğu rüzgâr,
Yetmez mi kolumu kanadımı kırdığın?
Hâlâ ne örseler durursun
Yanmış canımın kıyılarını…
Dara düşmüşüm,
Bir ıslık sesiyle başlardı günümüz,
Toz kalkardı yokuşlardan,
Sen koşardın,
Ben peşinden düşler gibi.
Saklambaçlarda zamanı unutmuştuk,
Sabah olur, Güneş doğar çocuğum,
Yine bakarız göğe doğru.
Bir kuş gelir, konar pencerene.
Öter durur...
Tohum atılır; bağa, bahçeye...
Saçların gibi başak olur,
Geldin sanmıştım dün gece,
Kapı aralığında bir ses vardı.
Gözüm perdelerde gezindi usulca,
Bir gölge süzüldü sanki ardında…
Yine aynı rüzgâr, aynı kokunla,
Yine ayrılık var,
gökyüzünden solgun bir yaprak düşüyor;
savruluyor rüzgâr bir sürgün gibi,
çürüyor, tükeniyor suskunluğumun derinliğinde.
Kalbim kırılıyor, ince bir cam misali;
Yine kelebekler üşüşmüş saçlarına,
Bir kadın gülüşüyle bahar açmışsın,
Şimdi mor renkli çiçeklerle bezelidir yaylalar,
Koklasam gönlüme şifalar yazarsın.
Kuşlar geçiyor saçlarının üzerinden,
Gelmeyeceğini bile bile
yine de beklesem seni,
boş kalan çay bardaklarında,
kapı her aralığında
adını duyar gibi olsam.
Şimdi yine gelsen,
Unutmak ile hatırlamak arasındayım.
Gamzeleri kış uykusuna yatmış papatya,
Köy şimdi sabahın ayazında,
Üşüyen ellerim gibi çisintili.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!