Gözlerimde sönen kıvılcımlar var,
bir zamanlar güneşin parçasıydı onlar,
şimdi karanlığın kuyusunda
çırpınan solgun ateşlere döndüler.
Belki hiç doğmadı sabah,
Bazı yaralar
görülmesin diye değil,
unutulsun diye örtülür;
ama bilirim,
karanlık, örtünün altında
daha derin kökler salar.
İçimde bir kıvılcım var,
Sessizce yanıyor, söndürmek zormuş,
Kelebek gibi kanat çırparken,
Kendimden kaçamıyorum.
Gizli bir fırtına içimde,
bir rüzgâr esti kokunu taşıyarak,
tenimde gezindi solgun bir yaprak
ey kasım, hangi çileyi çektin de
bana kalan hüzün bu kadar ağır olmalı?
zamana asılı gölgem çözüldü,
Kasım’ın uykusu ağır,
gökyüzü kurşuni bir battaniye gibi
örtüyor toprağı.
Sular bulanık,
rüzgârın dili daha keskin artık.
Kavrulmak nedir, bilir misin?
Ne yanmak gibi çabuk,
ne kül olmak gibi sessiz.
O, ikisinin arasındaki
çetin bir imtihandır:
Benliğin en çok çırpındığı,
Hava…
nefessiz bir göğün koynunda boğuluyor,
sessizliği çığlığa dönüştürüyor
boğuk, kanlı bir feryat gibi.
Güneş,
Adımlarım boş sokaklarda yankılanıyor,
her taş, her duvar
bir zamanlar birktirdiğimiz hatıralarla dolu.
Rüzgârın uğultusunda
adını arıyorum,
Bir sırsın, içimde saklı olan,
Sisli bir aynada silinen uykulu bir yüz gibi,
Yavaş yavaş unutulan bir hayalsin,
Kendine bile yabancı bir gölge gibi.
Bir sözsün, dilimin ucunda suskun,
Geceye doğru savruluyor düşüncelerim,
sislerin ardında saklı kalan sessiz hayaller.
Ne ulaşabildiğim ne de bırakabildiğim,
zamansız bir kayıp var içimde.
Adını koyamadığım duygularla sarılmış,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!