Bana güz üstü gel,
kuşlar dağılsın göğün solgun ayasına.
sarı sarı başaklar baş versin
yorgun tarlaların suskun alnına.
Rüzgâr, eski bir türküyü
Bana sessizliği yaz,
Bir ırmak usulca çağlasın,
Kuşlar süzülsün gökyüzünde,
Ve sonsuzluk fısıldasın kulağıma.
Bana sessizliği yaz,
bazı şeyleri geç öğrendim
vardım dediğim her yerde
bir başka kapı açıldı içime
çünkü yol dediğimiz şey
toprağın üstünde değilmiş yalnızca
insanın kendi içinde de uzarmış
Ağaçlar en güzel elbisesini giymişti,
Kuşlar şarkı söylüyordu,
Arılar çiçeklerle kucaklaşıyordu.
Her şey bayramını müjdeliyordu.
Neydi hüznümüz?
Neydi sevincimiz?
Gözlerini ovalayıp kalktı,
Pencereden ışık sızıyordu.
Uzakta bir kapı gıcırdadı hafifçe,
Namaza giden biri geçti sokaktan.
Ayşe Teyze'nin sobası tütüyordu,
İnsan, sevdiğini bazen bir müziğin namesinde,
Bazen bir rüzgârın esintisinde,
Bazen bir gecenin sessizliğinde,
Bazen de bir yıldızın ötesinde gördüğünü sanır.
Bir gülüş yankılanır geçmişin kıyısından,
Bazen diyorum ki,
Gitmek daha kolay belki…
Bir acının içinden sessizce çekilip
Kendini unutacak kadar uzaklara savrulmak.
Ama insan nereye giderse gitsin
Sabahı denizden önce karşıladım,
uykusuz bir yabancıydım kıyıda.
Gün, adımı bilmeden ağardı yüzüme.
Martılar geçip gitti üstümden.
Bazı boşluklar yürüdükçe çoğalır;
Gecenin koynunda yankı olur adın,
Bir sızı gibi çöker içimin kıyısına.
Ah, diyorum, ne çok kalmışım sende,
Ne çok eksilmişim kendimden.
Bir çocuğun sessiz ağlayışı gibi,
Bedenimde bir mezarlık taşıyorum.
Hiç kazılmamış çukurlar,
hiç konulmamış taşlar var orada.
İçinde ölenler değil
içimde öldürdüklerim yatıyor.
Adlarını söylemiyorum,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!