Yol uzun, taşlar serttir, dikenli,
Adımlar ağırdır, gönülse dirençli.
Her düşüşte yeniden kalkmak gerek,
Sabırla yürürsün, bu işi bilerek.
Rüzgâr eser, yel olur bazen,
Saçların başak,
Ellerin umut,
Tenin toprak,
Kokun yağmur sonrası,
Gözyaşların zamansız,
Kışa yağmışız,
Bu akşam hüzünlüyüm,
beni bir dinle saki.
Kulağımda çok eski bir melodi;
babaannemin bozuk gramofonu gibi
takılıp duruyorum geçmişe.
O gün kaybolan sen değildin,
ben de değil…
kalbimin ilk kıpırtısıydı belki
adını hiç bilmediğim o duygunun.
Sokağın başında gülüşünle doğardım,
Güneşi gözlerine saklasan,
Durdursan gelip geçen şu anı,
Zamanın bilinmezliğinde kaybolsam,
Bir yitik gibi, kendimi arasam.
Gözlerine baktığımda,
sanki gökyüzü bana gülümsüyor,
yıldızlar, kulağıma saklı bir sır fısıldıyor.
İçimde sessizce açan
bir bahar uyanıyor.
Sana baktıkça
göğsümde bir kıvılcım yanıyor.
Zaman, gözlerimden içeri süzülüyor,
bir su gibi
sessizce çoğalıyor içimde.
Yoruldum…
Koştum, çabaladım,
kapılar çaldım
ve hepsi yüzüme kapandı bir bir.
Artık anladım:
Gönlümdeki kelebekleri uçurdum,
Sessizliğin en derin yerinde adını duydum.
Mevsimsiz açan çiçekler gibi soldum,
Sana söyleyemediğim hislerim var benim.
Geceleri hayaline yaslanıp uyurdum,
Masalların yalan olduğunu geç anladım,
Aslında güneşlerden başına taç yapacaktım,
Ansızın yağmur yağdı,
Gökkuşağının renklerine aldandım.
O dağ senin, bu dağ benim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!