Ben,
yerleşememiş bir his gibi
hep arada kaldım.
Bir adım ileri gitsem,
geçmişim tutar kolumdan,
bir adım geri gitsem
Ufuk ağır ağır karardı,
dağların doruğunda eski çağların uğultusu yükseldi.
Rüzgâr, göğün görünmez atına binmiş,
kıtalardan kıtalara uzanan bir yolculuğa çıktı.
İlk esinti değdi toprağa,
Rüzgâr, eski bir şarkı taşır şimdi,
Kır çiçeklerinin suskun dilinde.
Bir iç çekiş gibi döner göğsümde,
Savrulur yüreğim dalgın bir yelde.
Yamaçlarda unutulmuş bir iz var,
Her yer barut kokusu,
Göğü, gri bulutlar tutmuş.
Kuşların kanatları bomba dolu,
Senin oyuncağın bir sapan sadece;
El, kurşun geçirmez yelekler giymiş.
Gece, ince ince çözülüyor perdelerden,
gökyüzü solgun bir mürekkep rengine bürünmüş.
Sokak lambaları hâlâ yanıyor,
ama ışıkları yorgun, tıpkı benim gibi.
Birazdan kuşlar uyanacak,
Geceyi susturdum
çünkü senin sesinle konuşmak istedim.
Ay ışığına anlattım seni usulca,
uykuyla uyanıklık arasına gizlenmiş hayallerde.
Sensizliğin kırılgan yerindeyim yine.
Ey doğacak olan yeni gün,
Gecenin karasına merhem ol önce.
Yaralı düşlerin sığınağısın sen,
Suskun yüreklerde yankılanan son dua…
Bir ışık ol,
Geceler,
sabah olmuyor artık.
Zamanın durduğu bir yer var içimde;
kapıları kapalı,
pencereleri kararmış.
Sustum...
Çünkü sözüm,
Acımı anlatmaya yetmedi.
Ve bazen en güçlü dua
Bir iç çekiştir sadece.
Aceleyle pişmez aş,
Vaktini bekler her meyve.
Toprak bile sabırla yeşerir,
Gül de bekler güneş diye.
Zaman, her derde bir ilaçtır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!