Herseyi….
Istisnasiz herseyi zehirli midir tatli mi
Bozulup sapmadiysa eger dünya dünyadan
Bozulup sapmadiysa eger insan insandan
Bu sevimli sohbet böyle demli damla böyle damakta tadi kalan sofralar
Fisiltiyla kulaga cagrilmis sir
Hangi aklımı sorarsın..?
Birini koyup birini unutttukca ben
Sen hangi harap hanlarda yatıp kalktığımı
Yerinden yağmura taşınmış gitmiş bulutlarla keşmekeş
Toprağa çöküp kalmış bir kamyon izini meçhule mütakiben
İşte Haziransa
Bir şeyler olacakmış gibi heran soğuk kar kapısındaki eşikayazda
Gözünü zamanın üstünden ayırmayan beyazlara sızılar envayi
Yerinden kımıldammaya yeminli bir zemin
Yapışmış bir vebalin borcuyla yontulmuş zaman diliminde donuk...
Geçip giden esip tozmaların peşinden bakar mayhoş melul
Kayıp bir denizde çalkalanan sandal misaline kış günü
Ne zaman buraya çevirse o çilek tarlasından geçen yol
Toprağında kadın kokusuyla incelir, nazlı tüter papatya
Tiryakiden kesiyor ya hani birbirini arkalanmış kavşaklar
Kendi içinde saklı bir istasyonda demir hatlarından
Basıp geçer gibi şansın böylesi
O mesele işte
Hangi sızıdan duyarsa duysun saplanmış bir bıçaksa acısı
Aşk ne delilikmiş meğer,
Tüten gözlerle büyülü sislerin ortası
Savrulmuş saçılmış kanatlarıyla kavakyellerinde bir esim
Ve hiç görülmedik resmine vurularak düşünde çağıran hayale
Açılmış bir göğsün gelincikten kız gibisine en nazlı bahar
Kaset...
Düşünebiliyor musunuz..?
Büyük sömürge çıkartmalarıyla keşfettiği her yeri
Gemiler dolusu uyuşturanlarıyla sağlam kazzıklara bağlayan
Azgın azmanların dünya küresini ablukaya alışları gibi
Kendine hayırsız hayatları topyekün esaretinde tutmaların en ucuz yolu
Açık yürek perdelerinden etrafı aşkla donanmış dünyaya bakarak
Kendine vardığın yerdir oralarda çam dallanıp
Çiçekler tüllenip
Suda oynaşan kuğulara
Gelinciklere yasemenlere çimenlere tüten kalbin
Sevda büyülüsü hasretlerle yüzyıllaşmış çınarlı dağında yalnızlığını
Meyhaneler vardiyesi cümle sokak arasında sessiz karneval
Yağmuru bırakmış gitmiş izinde, duvar yüzünde yosunsu çiğ
Dağlar da gözükmüyor uzaktaki burçlarda sise kaplı yeryüzü
Yalnız iki ev arkası camdaki mum
Reklam bültenlerini bekleyen kovulmuş postalarda hiç yüzüne bakılmamış zarf gibi
Çürük gazellerin bağrına basarak bir çocuk sürükleniyor el arabasının terkinde
Kantin dolabım
Çilingirsiz ilmek bozan seherlerle
Kapağına niye yazdığımı unuttuğum telefon numararalarını
Hangi tarihte bana gölün kenarında,
Viyolin çalan kızın ismi yazan rafında
Iş başlarından herzaman uğursuz bir boşluk bulup
Hayat
İnsan ve yaşam tacirlerinin eline kafeslenmiş bir kere
Sermayesi herzaman
Aç ve yoksul bırakılanların özlemlerini
Yazılı bir tanrı buyruğu gibi düşte hayalde sallayarak
Gelir gider hesabı daima hani




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!