Ben bir karıncaysam
Omzumda yüklü buğday tanesi
Sevdasından bulası gündüzü alay fener çiçeklice gırnata
Ben bir hozan çalğıysam aşk ötesi aşka pervane
Hangi dallarda yuvalıyım bilmediğine yazıktır..
Bulmadığına yazıktır ben kapılardan
Saga dön…
Sola dön…….
Aklim estikce uyku tutmaza gönlümde divane
Karanfilden gelincikten belki gülden kalmis olacaksin ki
Huzurdan gitmeye
Ciceksen mümkünsüzüm..
Soyut sandukadir sürgülü firengili
Sargisi erzagi fosforu kefeni urganiyla soyut sandukadir,
Huzurda saglikta dirlikte özgür dinc diri ve güvende degilse toplum
Bireysel özgürlüklerin hic bir deger itibara kiymeti harbiyesi yoktur
Gitti gideli varligindan haber alinamayan
Bükülen makas cevrilen dümen düzenlenen dizilen rafin
Planlı projelik yokluk hiçlik darlık geçimsizlik hüsran hüzün mutsuzlukların tasarımcıları sebebiyle bilhassa ve vaktinden evvel özellikle kararan günü fanide akşam ederek ...
Madem vardır ve uğru sonu sıvışıp avutup aldatılmayacak kaçınılmaz olgudur, inip gireceğiz o torbaya ve o çukura birgün , kuruyup yalan essah bir dünyayı yazdan güzden daldan dikenden tarladan dağdan sudan özden asıldan mahsustan mesela, hasat nasıl mevsim yağmur muymuş ev bark nere ahali kim, kim kayıp kim yitik demeden; devir geçmiş saz ve söz susmuş ömür bitmişlerle, varmış yokmuşuna bile bakmaksızın yahut elbise nasıl giyinik mi soyunuk mu çal çabut çarık, sürpriz bile olmayacak solup sararmışlar yükü göçüne, kimse, bir garipçe ve hiç kimseye ..!
İki tek bir çift, oynata kıvırttıra leylağa zambağa iklime ormana dağa hayatı dar eden dünya bir hariçten ismini yazmış cismini karalamış yabancı bir kurranın sansına tüküreyimlisi, kovuğuna dibine bitmiş bozulmuş bir köhneyi çekilip bükülüp çarşılanarak; eksenini kaybetmiş ve yerine oturmayan şeylerle icadına icap bahaneden türden şekilden, hep yeni dünya düzeneği kurma haddi iddasında sorgusuz teklifsiz ihalelerin küresel yağmalarıyla kapış kapış derin uzun çarpık boyutlu evrensel bir boğulmuşluğu tutam pörçük parçalanmış bölünmüş gerek dünya gerek insansa şimdi şu halde şu vakit..
Yanda dükkan, önde dükkan
Yolunda cadde cadde günün kapak konusu kalabalıklar
Katmış önüne hiçliğin elleri eski roma kaynaklı yunan geçmişini
Akropol arkatlardan buz sarkıtıyor
Rampalar raf raf cafcaf dizili bir kolyenin tek gerdanı ve lakin
Amma ve lakin,
Kendi degeri denginedir hak yol dil söz lisan
Daglari bahceleri baglariyla yasadigi hayatin sicilini okur yazar insan
Kümbetlerden ve eskimez duvarlardan tarihin kökünü
Seceresini yol bilir iz bilirligin mirasinin
Sircali kümbet
Döner kümbet
İnce ve zarif elleriyle bir piyano yine
Meçhul bir ses sokulup kurcalıyor yine kafamı
Günün çırasını söndürmeye hazırlanan gece yorgunu
Kimliği belirsiz rüzgarların vurgun hattındayım
Pusuda karakış
Karanlığa sinmiş ormanlarda inanmış blöfüyle
Gün doğmaktayken
Akşamın gözlerimde sindiği su şehri akardiyon gecesi
Ve kış gelmeden evvel ılık güz esintilerini
Diz boyu yaprak döküntülerinden yolunu yorgun ırlan
Belki üzülen çok üzüldü diye
Akardiyoncu hafif neşeli ve latince
Sıfırı geçtim..
Birdeyim...
Eğer çok olup, çoğa karışıp, karma çorma
Dümdüz dolaşıp
Şaşırıp..Dert olacaksam
Yük olacaksam, (Bü) yük üstüne yük olacaksam..
Sabahin seherinde eskiciler kirazcilar dutcular
Kepenkleri acilmaya yakin sehrin bakkal berber ve terzi dükkanlariydi
Sonfisi kurulmadan evvel terziciler sokagindan tavukcular mahlesine
Maydonoz marul satip üstü basi nane kokan bahce kiyisinda yaz bahar
Gecisleri hic bitmeyen hayat yogunlugu horantasinin
Sokaklarini döndükce birbirine kapilar aralayan gisesiz masalda




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!