Sendeleyerek yürüyordu adam
Kadının hayaline doğru
İki büklümdü omuzunda
Kendini taşıyamıyordu adam
Sol yanına yıkılmıştı
Karlı dağın eteğindeki tepede,
Doğum günlerimin günbatımını izlerken,
Yılları üflüyorum birer birer
Nişan Taşı denilen o yerde.
Karşı tepeye düşerken güneşim
Gün/eşimin gözlerinden öpüyorum
Bir müzik aleti olsaydım eğer,
Keman olur çalınırdım ellerinde.
Güneşin hükmünü dize getirir
Yıldızları hapsederdim gece gözlerine.
Birazcık da hüznümden sürme çeker,
Boncuk boncuk dizilirdim kirpiklerine.
Gözlerimin üstüne üstüne bastığı
Bir çift siyah denizin yıldızındayım.
Ne yana dönsem şimşek döşenmiş
Bir kıskacın içinde mahkum bakışlarım.
Dört yanım dikenlerle çevrilmiş
Bakışlarının aynasında bir damlayım.
Hadi gözlerim kapan
Acı, tabanımdan, şakağıma vuruyor
Yazdığım son şiire düşerken.
Rüyalar yüzüne çizsin resimlerimi
Bakışlarının kıyısına vururken.
Sakın ha sakın yorulma gözlerim.
Hani diyorum,
Bir fırtına kopsa da
Kopsam inceldiğim yerden
Şiirlere düşsem çığlık çığlığa
Islık olup çalınsam mısralarda
Yağmur olup yağsam dualarda
Kendi dışında tebessüm edip
İçindeki gurbette yaşarmış insan
Yağmur olup, çamur olup.
Bir hayale yamanırmış insan
Gölgesine yaslanıp
Doğmayan günü bekleyip
Hepimizin ''dil'' olarak bildiği
Ağız içinde barınan insandır.
Sevimli ayağına yatıp
İnsanı rezil de eder vezirde.
Dudaklarımızın arasından pır diye uçup
Olur olmadık ağızda yuva kurar
Yağmur taneciklerine gözyaşı karışıyor.
Kar yapraklarına ruhlar değmekte.
Hava ağır mı ağır iniyor omuzlarımıza.
Bugün tebessüm edemedim
Ne yağmura, ne kara.
Oysa ki kar kaç kez gelirdi ki İstanbul'uma.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!