İçinde, denizlerin derinliğini aşan, okyanusların ufuksuz sessizliğine benzeyen bir his büyüyordu. Ne adı vardı ne de sınırı; yalnızca varlığıyla bütün benliğini kuşatan bir boşluktu.
Zaman, uçurumun kıyısında usulca çözülüyor; boşluğun ötesine, insan aklının erişemeyeceği bir yere doğru akıp gidiyordu.
Her geçen an, kendinden biraz daha eksiliyor; geride yalnızca hatıraların yankısını bırakıyordu.
Bir an duraksadı.
Yalnızlığının bile ulaşamadığı bir yerde, Sessizliğinin serzenişini dinledi.
O an
Anladı ki insan, en çok kendi içinde kayboluyordu.
Düşündü…
Zaman gerçekten yalnızca ileriye mi yürürdü? Yoksa onu geriye çeviremeyen, zamanın kendisi değil de insanın acziyeti miydi?
Belki de geçmiş, dönülmesi mümkün olmayan bir yer değil;
İnsanın her nefesinde yeniden kurduğu bir yanılsamaydı.
Sonra dünyaya baktı.
Kalabalıkların içinde savrulan yüzlere,
Birbirini tanımadan geçen ömürlere…
Ardından kendine baktı.
Gördüğü şey bir beden değil;
Zamanın aşındırdığı bir ruhtu.
Ve o an anladı:
İnsan bazen kaybolmaz; yalnızca kendini aramaktan vazgeçer.
Sonra sessizce gözden kayboldu…
Belki dünyadan değil, ama kendisini tanıdığını sandığı o eski benliğinden.
Kayıt Tarihi : 7.07.2026 03:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!