Apansızın çekildi güneşin terzileri sahilden
Gölgelenmek ayıp bir alışkanlıktı zaten.
Şimdi iklim; tırnaklarını kışa geçiren bir kedi,
Esmiyor o eski fiyakalı sitemler,
"Bu esintide dışarı çıkılmaz" diyor bir ses,
Sanki bir veda, göğsümüzde düğümlenen o ilk hece.
Dur, dur da şu denizin yırtık ceplerine bakayım son kez,
İçime, o eski tufanlardan kalma iyot kokusunu çekeyim.
Kader dediğin nedir ki?
Arka sokakta pusuya yatmış sıradan bir dilenci;
"O sondu!" deyiverir de
Anlayamazsın bile avucundan kayıp giden gökyüzünü.
Sahil; unutulmuş bir imla hatası gibi bomboş.
Adını boşluğa düşürdüğüm o tek kişilik lokanta,
İş olsun diye fırlatıyor havai fişeklerini göğe,
Yazdan kalma ölü şarkıları üflüyor paslı plaklar.
Neyin inadı bu, hangi eski çağın hevesi?
Mevsiminde güzeldi oysa her çılgınlık,
Şimdi gecenin ortasında uykusuz bir nöbetçi gibi tavanı seyretmek niye?
Terk edilmiş yazlıkların paslı kilitlerinde köpek ulumaları,
Sakinleri çoktan gitmiş, geriye sadece yalnızlık kalmış.
Açlık mı bu, yoksa bir akşam yemeğinin son artığına duyulan hasret mi?
Onlar için de zor bu mevsim geçişleri,
Evlerin soğuk duvarlarına çarpan o kimsesiz sesler.
İlla tasvir edeceğim bu çürüyen dekoru,
Oysa zaman; parmaklarımızın arasından akan cıva.
Doyamadım henüz bu mavi sonsuzluğa,
İyot kokusu ciğerimde yarım kalmış bir mısra.
Birazdan çalacak o metalik çalar saat, uyandıracak güya...
Sahi, hiç uyumayan bir adam nasıl uyandırılır?
Dün ne güzel bir yanılsamaydı, ondan önceki gün de.
Alarmı susturup, o kibirli ve hadsiz dudak büküşümle denize,
Uykunun o derin koridorlarında kaybolmuştum günlerce.
Biliyordum bu sabahın gri bir bıçak gibi geleceğini, kaçınılmazdı.
Ama insanoğlu işte;
Bütün bir ömrün hasretini, bir veda gününün birkaç saatine
Sığdırabileceğini sanıyor, ne büyük budalalık!
Laf lafı açtı, gevezelik ettim yine geceye karşı.
Hadi denizi, o büyük maviyi bir kalemde geçtim;
Vedalaşmak için şimdi o karanlık, o suçlu arka odaya
Nasıl adımlayacak bu kırık dökük ayaklarım?
Şair yazgısı işte, sıradan bir intihar yakışmazdı bize.
Biz ki; özlemek için doğmuşuz veda kokan bir gebelikten.
Beş paralık gündelik kaygılardan,
Uçsuz bucaksız acı kuleleri inşa etmişiz kentlerin ortasında.
Bittikçe başlamışız yeniden, başladıkça tükenmişiz.
Bu kadar kalabalık laf, bu imge yığınları niye biliyor musun?
Sırf bastırmak için aslında,
Gözlerimin kıyısına kadar gelip gelen o yaşlı bulutu...
Neyse...
Ben dönene kadar iyi bak kendine aşkım,
Maviyi ve beni orada, o odada sakla.
Kayıt Tarihi : 3.11.2016 20:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)