Karanlık çöktü…
Ama dışarıya değil,
İçime.
Bir mum yaktım—görmek için değil,
Yanmak için.
Yalnızım, iskeleye karşı bakan güneş kadar,
ve bir teknenin kıyıya vurmuş hali gibi bi okadar...
Gece ağır bir tren gibi geçiyor içimden,
Rayların gıcırtısında eski bir adım var: ben.
Bir istasyonun soğuğunda bekleyen kalbim,
Sanki yıllardır gelmeyen bir seferin yolcusu.
Kalbime dokunan sessiz bir nida var,
Geceyi yaran ince bir ışık gibi.
Ruhum, tozlu yolların ötesinde
Hakikatin pınarına susamış.
Bir adım atsam,
Sonsuzluğun kapısı aralanacak,
Ey kalbimin ıssız gecelere açılan kapısı,
Küller içinden doğacak güneşi bekle.
Çünkü her karanlık
Kendi ışığını rahminde taşır.
Toprak suskun görünür,
Birine çamur atmadan önce birkez daha düşünün çünkü atılan çamur herzaman kirli ellerden çıkar.
Bir gölge sarktı zamanın eşiğinden,
Gözümle değil, kalbimle gördüm.
Bir yalnızlık çivisiyle geceden
Çocukluğumun suretini ördüm.
Bir avuç toprak…
Zaman geriye aksa bir damla gibi,
Gözlerimde kaybolan rüyaları arardım,
Tozlu sokaklarda koşar,
Yeniden bulurdum kaybolan zamanı.
bir yolu olmalı insanın
birde bekleyeni
bak o zaman ne kadar güzel olurdu
bu yolda yürüyebilmek
gidipte geri dönebilmek.
Gelincik kuşu gibi narin yüreğim,
Rüzgârla savrulur gurbet yollarında.
Hasretin ördüğü ince bir hüzün,
Her adımda içime siner usulca.
Bir türkü dolanır akşam vakti,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!