bir suskunluk düştü yurduma
ne gök gürledi ne kuş öttü
yalnız taşlar konuştu dağın eteğinde
bir ağıt gibi, bir sır gibi
bilen yok
soran yok
Öyle yücedir ki yürekten çıkan sevgimiz
Memleketin dağları gibi
ve o kadar engin ki yüreğimizdeki nefretin yeri
dibi olmayan cehhennem gibi...
Gelme artık istemem
Hiç zoruna gitmesin,
Sen alışkınsın zaten gitmelere
Beni bende bırak artık, ben kendime yeterim
Bu saatten sonra güneş olsan nafile
Tek ışık sen olsan bile
Maraş’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Burada sokaklar yabancı, taşlar soğuk,
Her adımda kendi gölgemle yalnızım.
Ölenler…
Sevdiğim insanlar, elleri ellerimdeyken
Karanlık çöktü…
Ama dışarıya değil,
İçime.
Bir mum yaktım—görmek için değil,
Yanmak için.
Yıllar geçti,
Aynı sabah, aynı duvar,
Aynı pencereden bakar oldu gözlerim.
Ne gelen var,
Ne giden,
Ne de soran nereye gittiğimi.
Gözlerimde uzak dağların rüzgârı
Gönlümde yitik bir baharın özlemi
Ey adıma dokunan gizli çağrı
Ne zaman dönersin bilinmez alemden
Gittin… ardında yankı bıraktın
Zaman gitti, ben bekledim.
O hiç durmadı,
ben hiç yürümedim.
Saatler ilerledi —
ama biz yerimizde büyüdük.
Yosun kaplamış bir kaya gibi
Duruyorum yalnızlığın en dibinde
Bir o kadar uzak bir o kadar yalnızım
Sensizliğin dibine vuruyorum
Nefes kesen bir yerdeyim şimdi
Kalbime dokunan sessiz bir nida var,
Geceyi yaran ince bir ışık gibi.
Ruhum, tozlu yolların ötesinde
Hakikatin pınarına susamış.
Bir adım atsam,
Sonsuzluğun kapısı aralanacak,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!