Öfkeli yankıların terli kelepçesinde kan
Kükreyen dillerin koynunda Azrail ıslığı
Kendi türkülerini söyler iken insanlar
Bir can çeker pimi, parçalanır kuşlar
O sağanak öfkelerin koynuna girmiş ölüm
Bazen kırağıyla bezenmiş bir yolda güneşin ilk nefesini içmiş bir çiçek ararsınız, yuvasından uçmaya çalışan bir kuş gibidir o an yüreğiniz.
Eski şarkılar çalınır ruhunuza, kadifeden kesesi olur aşk, köprüden geçer gelin ve fırat kenarında yüzer kayıklar
Böylesi anlarda sırf yaşamak olsun diye dilinize bir türkü dolarsınız ya hani, dönüşü olmayan bir ömrün patikalarından yalın ayak geçişiniz olur aşk
Ve bir kadının merhabası sokulur gönlünüze, dağlardaki eski kulübeler gibi sıcacık olur içiniz, gizlenmiş sözcükler tutunur dilinize, çığlıklara bölünür tüm geçmişiniz.
Sabır biriktirmek gerek, yaşamak için
Rahvan mutluluklar dizip ömrün satır aralarına
Güneşi kıskandıran ayçiçeklerince gülümsemek
Kucaklayıp kocaman bir seheri çocuk heveslerle
Sorgulamak akıp giden zamanı içsel kahkahalarla
Sevişmelere doymadığımız anların yelesinde aşk
Anlam yükledikçe biz yabanıl kelimelere
Tersine çevirmek gerek dünü ve bugünü
Bir yanımız hesap yapar iken kendi içimizde
Diğer yanımızın isyanını susturmak gerek
Günler uçarı bir kaybediş dilde, tükeniyor an
Göz açıp kapadıkça, kirpiklerimiz birbirine vurdukça birbiri ardına devriliyor günler.
Her gün dilimizdeki ‘Şükür’ ile uyandığımız, yaratana minnettarlığımızı sunduğumuz bir cennetin kapısı aslında hayat.
Aynı kapıdan girip, bir yaşam keşmekeşine karıştığımız, terli bir bedenle yine aynı kapının ardına gizlendiğimiz bu hayat koşuşturmacasın da ufkumuzdan bir bir kayıp giden günlerin ardından acaba ne kadar pişmanlıkla bakıyoruz, bir kez daha sormak gerek kendimize.
Dönence yalnızlıkların gecesine ay düşmüş, bedenim uzak köylerde
Hep aynı döngünün savruk ışıkları var yıllardır bulutsuz gökyüzümde
Serkeş masallar anlatır bıkmadan an, küreyi çeviren aşksız bedenlere
Hercai bir çoban ıslığıymış hayat, yalnızlığa sarılıp uyur iken gecelerde
Aynı kazanın kalaysız kolonilerinde
Nafaka biriktiriyor biçare insanlar
Serkeş ruhlarında kayıp nitelikler
Delik cepleriyle duruyorlar ibadete
Dudaklarında hüzünlü metelikler
Hangi yozlaşmayı siler yakarılar!
Vakitsiz yağmurlar getiriyor hoyrat rüzgâr
Gönlümün otağında hazin bir yalnızlık aşk
Ruhumun kınalı dağlarında puslu bir güneş
Dimağımın tozlu yollarından sana yürüyorum
Bütün sıradanlıkları aşarak sana gelsem bir gün
Gök/yüzünün bezgin bulutlarında rüzgâr ıslığı
Göle düşen bakışının yelesinde yağmur ıslaklığı
Yufka gönlünün hazan sofralarında med/cezirler
O katıksız sevilerin kabuğunda seni bekliyorum
Sular akıyor yüreğimin deli/kanlı şelalelerinden
Suskun dilimin yırtık çığlıklarında vakitsiz bir dalga
Döngüyle tersine akan ırmakların göğsünde pranga
Kulaçladıkça yaşamı ateşler yanar yorgun avuçlarımda
Bir düşün resmine sokularak gitmek şimdi çok uzaklara
Renkler biriktirmiş bir kadın göğsünde, gönlünde tohumlar




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.