Kanadı kırık bir kuşun sinesine sığındı ahım,
Ben bu soğuk vedayı alnıma yazmadım.
Zemheri ayazında yurtsuz bırakıldı sevdalarım,
Söylensin karanlık gölgelere, ben ayrılığı dilemedim.
Varsın kara çalsınlar yüzsüzlüğün kara kaplı defterine,
Kanayan yaramın hesabı sorulsun mahşer yerinde.
Gülüşümüzün arasına zehirli sarmaşıklar ekenler utansın,
Karanlık fısıltılarla baharımızı kışa çevirenler yansın.
Biz bir dalda yeşeren iki ürkek yapraktık,
Bizi daldan koparıp rüzgara savuran eller utansın.
Hangi kılıfa sığar masumiyete uzanan bu hançer?
Gözlerime inen bu zifiri karanlığın mimarları utansın.
Suskunluğumun kenarında kopuyor insafsız fırtınalar,
Gönlümün harabelerinde geziniyor gölgesiz yalanlar.
Aşkın berrak pınarına iftira çamuru katanlar,
Kendi ördükleri riya ağlarında nefessiz çırpınsınlar.
Ben ellerini bırakmadım, ellerimizi acımasızca kopardılar,
Bu hicran ateşini harlayanlar kendi külünde boğulsun.
Geceye dökülen her gözyaşım boyunlarına kement olsun,
Sevdamızı idam sehpasına çıkaran cellatlar utansın.
Hiçbir sağanak temizlemez onların çamurlu vicdanını,
Ben vuslata yeminliyken yolları kesenler utansın.
Yürek sızım bir çığ gibi büyürken içimde,
Bizi bu sağır boşluğa göz kırpmadan itenler utansın.
Ne bir veda busesine izin verdi zalimler,
Ne de bir son bakışa sığdı paramparça umutlar.
Kader değildi bu, insanoğlunun en sinsi oyunu,
Aramıza aşılmaz sıradağlar ören gafiller utansın.
Ben ayrılığı kan revan içinde her zerremle reddederken,
Aşkımızı maziye diri diri gömen o taş kalpler utansın.
Kayıt Tarihi : 4.09.2026 14:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!