Edepten hayadan sis perdesini
Üstüne indirir benim dağlarım
Ferhat'ın, Şirin'in feryat sesini
İçinde sindirir benim dağlarım.
Gülüşün bükülür aya değerdi
yüreğimde kalan paya değerdi
bu dünya serveti ne ki be gülüm
seninle içilen çaya değerdi...
Sadrıma çarpan o haşin rüzgâr
Senin yüreğinde yarım kalan türküler
Ellerin kadar sımsıcak, buğulu bir ah çek!
Maverâ'ya dokunur bizde hazin öyküler
Aşkın adı Nuh tufanı yâr, mahşere dek!
Anladım seni beklemek şimdi beyhude
Belkide çıkmazdım bende bu yola
bu sevda düşürdü derde sevdiğim
göz yaşıma düştü kanlı kuş tüyü
yad elde vurduğun yerde sevdiğim.
Buğulu camlardan kaç defa baktın
Belki sevda bir yenilginin adıdır
Eve ağlayarak dönen çocuklar gibi
Bir sevgi görse çığlıklar atan
bile bile bir yağmura tutulan
Gönül dağlarımda nazlı yâr gezer
Kamil’i erkânım; edep, ar gezer
Yüreğimde ince sızı var gezer
Saklıma bir yara düştü belli ki…
Ruhum gökyüzüne serilir gibi
Ben buralarda ne ararım?
ne kar tutar beni, ne güneş yaralar
mavi nehirler içime akar
konuşur tabiat konuşur en suskun çiçek
susmaz yaralı ırmaklar.
İçimde cevahir bir sır saklarım
Ne hüküm bana ait ne güne geçer sözüm
Var edenin takdirinde saklıdır çözüm
Şimdi beni iyi dinle, iki gözüm!
Koca dünya yansa ben sana meftunum.
Bazen bir tuhaf olur gök kubbe bu dam
Öyle boş gözlerle bakma göklere
Örümcek ağından bir şey bekleme!
Ak günde yüzünü düşürür yere
İnsan alçağından bir şey bekleme!
Bir avuç tuz bastım saklı yarama
Çaresiz bu gönül vurgundur sana
Gözlerime yağmur doldu gelmedin
Güneş ki her akşam batıyor kana
Yüreğimde olan oldu gelmedin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!