Yalnızlığım;
Dağ başlarında hoyrat rüzgâra göğüs geren
O mağrur ardıcın kadim sabrıdır.
Kendi özsuyunda kaynaya kaynaya demlenen,
Kendi saf ateşiyle yıkanıp arınan,
Dimdik, tek başına ve suskun bir sükûnettir bu!
Suskunluğum;
Toprağın en derininde, tohumun infilak eden gürlemesidir, duyarsın.
Deryalar dibinde sessizce biriken o mercan dilsizliği,
Fırtınadan hemen önceki o kesif, o gerilimli bekleyiştir.
Diline prangalar vuran korku değil,
Dünyayı ve insanı sıcacık bağrında taşıyan mukaddes bir dildir bu!
Yorgunluğum;
Asırlardır akan kadim nehirlerin yataklarını oyan emeğidir.
Zamanın o devasa çarkını amansızca döndüren,
Medeniyetlerin yükünü fedakar omuzlarında taşıyan,
Yıkılmayan, ezilmeyen, sadece daha derin kök salan
Kutsal ve soylu bir uykusuzluktur bu!
Biçareliğim;
Kendi küllerinden serpilip doğan ankanın göğe kanat çırpınışıdır.
Zifiri ateşin tam içinde berrak suyu, suyun kalbinde koru bulan;
Her bozgunu, her yenilgiyi muazzam bir fethe çeviren
Sarsılmaz, bükülmez, mağlup edilmez bir iradedir bu!
Görüyorsun işte, bak ve tanı!
Yıllar; örs ile çekiç arasında döve döve çelikleştirdi bu gövdeyi.
Acımasızca, kör bir öfkeyle değil; suya kavuşan çeliğin asaletiyle geçtiler.
Gülüşüm; zifiri karanlığı yırtan, ağız dolusu bir şafak vaktidir artık!
Öyle azametli bir volkan patlaması,
Öyle coşkun, öyle hür bir nehir akışıdır ki bu sökün eden;
Seni de, beni de, bu köhne ve çürümüş düzeni de
Yepyeni, apaydınlık bir sabaha taşımaya muktedirdir!
İşte o muazzam an gelmiştir:
Yürekteki bu yangın, artık dünyayı ısıtan ve aydınlatan adil bir güneştir!
İsmet Akdoğan
Kayıt Tarihi : 9.08.2026 17:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!