kimsenin gelmesini beklemiyorum
biliyorum sen de geleceksin
yüreğinde kopan fırtınalarla
umutlarla, sevdalarla, aşklarla
bir gün sen de geleceksin
yokluğunun sızısı güneş gibi parlıyor
yürümekten bıktığım yollara inat
varlığımı aşkın seline veriyorum
dilimizde, aşk adında bir buruk tad
yokluğunun sızısı güneş gibi parlıyor
teslimim, pişmanım, perişanım desem
sükûta çıkan bir yol söyle bulunur mu
bildiğim bütün sözleri unuttum desem
bir kâse baldıran, sunan bulunur mu
eller derlemiş baharden çiçekleri
_büyük apache şefi geronimo’ya ithafen_
dağlardan sorun beni
benim vatanımdır dağlar
benim türkümü söyler
benim sazımdır sözüm dilimdir onlar
şımartılmış gençliğin gözlerinden akıyor
bu dünya niye böyle yalancı
heybemde hüzünler gitgide çoğalıyor
yüzümde aşkın kızıl utancı
kana buluyorsun düşlerimi
açıp baksan ey yar sema kapılarını
aşığın bahtına yine keder düşer gam düşer
yıldızlar devşirip koyuversen gönlüne
aşığın bahtına yine keder düşer gam düşer
bülbülü vurmuşlar hüzün dağında
neden ötersin diye gülün bağında
ayrı düşmüş sevdiğine gençlik çağında
ağıtlar yakar gül o gün bugündür
hangi ağıt dindirir be figanı
_Bünyamin Doğruer’e…_
a)
“bilirim ölümler hep sana kalır”
kalakalışlar, terkedilişler, canverişler
ruhun savrulurken kara topraklarda
sustuğum her kaya koynunda leyla
başını taşlara çalan su! leyla
verilmiş, tutulmamış bütün sözlerin
sustuğu son nokta, sen misin leyla
kördüğüm düşlerin yalan gülüşlerinde
ey dil en çok sen sarstın beni
şafağın ardı gibi beklerken seni
canhıraş çığlıklarla çarpar iken yüreğim
boşlukta şekilsiz kalıverdi elim
ümidim oydu belki tutarsın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!