Yamansın be çömez!
Efendinin, medâr-ı iftihârısın.
Gördükçe ef’âlini, efendin
Zevkten, dört kerre dört köşe oluyordur da
Ağzı, ta kulaklarının sivrisine varıyordur
Ve neşeden sekiz kerre sekiz çizerek çatallı kuyruğu,
Melekler sallardı beşiğini;
Ninnini melekler söylerdi...
Gülüverdiğinde sen,
On sekiz bin âlem gülerdi.
Ne güzel bebektin sen, ya Rasûlullah!
Ki biz, seni çok sevdik.
Çok zaman olmadı uçmayı belleyeli ama
Ben tutuşturuyorum güneşi artık
Her şafaktan önce, ufka uçarak.
Yıldızları da ben hazırlıyorum geceye
Usanmadan, tek tek cilalayıp, parlatarak.
Ne gözümde tütüyor ekmek,
Ne de su umrumda…
Sen olsan yegâne iftariyem,
Sahurlarım hep sen olsan.
Seni içsem, gözüm doyası.
Şiir nedir?
Benim, tuhaf diye isimlendirdiğim mefhumlardan bir tanesidir “Şiir”. Nasıl tuhaf olmasın ki; şiir okuyan ve yazan, herhangi birisi tarafından yapılmış, her tanım doğru kabul edilebilir… Ve ama yapılan tanım ve tanımlar topluluğu, hiçbir zaman, tam anlamıyla kuşatamaz “şiir” ismindeki o terimi.
Geçenlerde, bir dostum sormuştu bu soruyu: “Şiir nedir?” Sanki, hep ezberimdeymiş gibi, ani bir refleksle şu cümlecik çıkıverdi ağzımdan… Şiir: Yazılabilinemeyeni, yazmak gayretidir. Evet, bu tanım, şiir kavramını ihata etmiş değildir belki, ama benim için yeterli ve geçerli bir tanımdır. “Şiir nedir” Diye sorulan, her yeni soruya, yeni bir cevap verebilirim sanırım, ama verdiğim bu ilk cevap hoşuma gitti ve benim şiir anlayışıma da gerçekten çok uygundu, bu kısa tanım.
Tanımlamanın akabinde, haklı olarak yeni bir soru takılıyor aklıma: “Şiir nasıl olmalıdır?” Kendini okutturan ve haz veren, iz bırakan şiir yani…
“Nasıl olmalı?” Derken şiirin ölçülü ya da serbest yazılmışlığı, teması, örgüsü ve niceliği, hiç önemli olmamıştır benim için. Bazen bir tek beyit, bazen de iki veya üç kelimeden oluşmuş bir dizecik bile, koskocaman bir şiirdir benim için. Aslına bakarsanız; “Şiir nasıl olmalıdır?” Sorusunu çok zaman önce sormuştum kendime… Ve şöyle de yanıtlamıştım:
Hilâl'in Sinesinde Medfun
Ölü Doru Kısraklar
Gözüne Gözüne Şaşı Dünyanın
Doludizgin Nasıl Koşturulur Dersi'nin
Yegâne muallimiyim;
"Deli" deme delikanlı!
Aslında,
Benziyorsun sen de ona,
Tek bir farkla.
Paylaçodan korkardım bir,
Bir de gukladan.
Abov, ocaklardan ırak;
Tufah çocuktum ya, lan!
Geçti seneler, mevsimler değişti.
Ben değilimdir çoğu zaman,
Ben sanıp da
Yolda selamlaştığınız,
Gamsız yürüyen o adam.
Gözü gözünüzün içinde,
*Beni bilmezden gelene*
Tanımadığından değil,
Arsızlığından bu cüretin.
Hiç memnun olmayacaksın ama




-
Bülent Arkan
Tüm YorumlarŞiirlerinizle yeni tanıştım ve çok güzellerdi nicelerinde görüşmek dileğiyle yolunuz açık olsun