Ne gözümde tütüyor ekmek,
Ne de su umrumda…
Sen olsan yegâne iftariyem,
Sahurlarım hep sen olsan.
Seni içsem, gözüm doyası.
Sır, sırlanır ayna olur;
Dağılır o kesif sis,
Gider sessiz sessiz.
Sır, sırlanır ayna olur;
Düşmanlıklar sebepsiz.
Melekler sallardı beşiğini;
Ninnini melekler söylerdi...
Gülüverdiğinde sen,
On sekiz bin âlem gülerdi.
Ne güzel bebektin sen, ya Rasûlullah!
Ki biz, seni çok sevdik.
Anladım sebebini;
Bu, bendeki pembe ihtilâlın…
Çözdüm sırrı ey Vedûd!
İhtilâlın sebebi; senin elin.
Hani acıtmadan deler ya karı, kardelen…
Bir kış kelebeği yüreğinin yarısı,
Bir zümrüdüanka yumurtası,
Bir tutam karalotus çiçeği,
Bir yer altı kartalının göbeği,
Bir avuç çöl korkuluğu ruhu,
Bir şişe yakılmamış ateşin suyu,
Çok zaman olmadı uçmayı belleyeli ama
Ben tutuşturuyorum güneşi artık
Her şafaktan önce, ufka uçarak.
Yıldızları da ben hazırlıyorum geceye
Usanmadan, tek tek cilalayıp, parlatarak.
Sen farketmedin mutlaka...
Ama benim hep aklımda;
Bir kuğu gibi süzülürken,
Bir düşümden, bir düşüme sen
O buğulu anlık bakışın...
Yüreğimi o ilk yakışın.
‘O’ hep olacak,
Bütün sonlar avucunda.
Gerisi yok olacak,
Hün varı vurduğunda.
1996
Sobe!
Son uyanış.
İlk önce sana sobe,
Sen ey mutluluk!
Sonra da sana sobe.
Ey sevgi!




-
Bülent Arkan
Tüm YorumlarŞiirlerinizle yeni tanıştım ve çok güzellerdi nicelerinde görüşmek dileğiyle yolunuz açık olsun