Rahmet Hırkası Şiiri - Ahmet Ihsan Arac

Ahmet Ihsan Arac
430

ŞİİR


23

TAKİPÇİ

Rahmet Hırkası

Çölün rahminde sancılanan kurak bir geceydi,
Sen, gökyüzünün yere bıraktığı en zarif heceydin.
Güneş utandı nurundan, bulutlar peşinde gölge,
Varlığınla anlam buldu ruhun hapsolduğu her bölge.

Hira, zihnindeki fırtınaların sığındığı liman,
Sana "Oku" denildiğinde durdu akrep ve yelkovan.
Cibril’in kanat sesleri kalbinin atışına karıştı,
O an yer ile gök, senin mübarek teninde barıştı.

Sırtında nübüvvet mührü, bir mühür ki kurtuluşa,
Sözlerin nefes oldu, kanat çırpan her yorgun kuşa.
Ebu Bekir bir aynaydı, sende gördü kendini,
Seninle yıktı insanlık, o karanlık kin bendini.

Vicdanlar taş kesilmişti, kumlarda taze bir can,
Kız çocukları gömülürken titrerdi koca cihan.
Sen geldin de dindi bu kanlı, bu korkunç fırtına,
Merhamet hırkasını giydirdin insanlık sırtına.

Kadın ki bir meta değil, cennetin ayak izi,
Seninle buldu dünyadaki o en mukaddes özü.
Fatıma'nın elinde gül açtı nübüvvet bağı,
Seninle koptu insanlığın cehaletle olan kara bağı.

Hicret; ayak izlerinden tomurcuklanan bir bahar,
Örümcek bir perde çekti, mağarada gizlendi yâr.
Güvercinin yuvası, sadakatin ince saydam sarayı,
Seninle diktik, asırlardır kanayan o yarayı.

Miraç, aklın bittiği yerde başlayan bir yolculuk,
Arş’ın basamaklarında nefes nefes bir sonsuzluk.
Zamanın büküldüğü, mekânın eridiği o tek an,
Seninle secde etti orda, ruh-u revan ve tüm can.

Bedir’in kum taneleri, senin duanla oldu ordu,
Kılıçlar adaletin elinde huzura bir yurt kurdu.
Uhud’da dişin kırıldı ama sabrın asla sarsılmadı,
Senin gibi bir yürek, bu yeryüzünde hiç dolaşmadı.

Sen; yetimliğin başındaki o en görkemli taçtın,
Kıtlıkta buğday başağı, susuzluğa duru bir ilaçtın.
Merhametin, bulutları ağlatan o ince sızıydı,
Alnın, kâinatın hiç sönmeyecek en parlak yıldızıydı.

Veda vaktinde dudakların "Ümmetim" diye titredi,
Gidişinle arz, yetim kalmış bir çocuk gibi inledi.
Bıraktığın emanet; iki kollu bir ışık köprüsü,
Biri Hakk'ın kelâmı, diğeri ömrünün gümüş örgüsü.

Kâinat kitabının her sayfası senin bir rengin,
Şu fani alemde bulunmaz, ne dengin var ne benzerin.
Sen bir okyanussun, bizler kıyında kum tanesi,
Sana muhtaç bu çağ ki, çürümüş felsefesi.

Şefaat; parmaklarından akıttığın o âb-ı hayat,
Ruhumuzun ufkunda asılı duran en büyük kanat.
Liva-ül Hamd sancağın, serinliği olan tek gölge,
Mahşer günü sığınağımız, mühürlendiğin o bölge.

Ey Resul! İnsanlığın hem evveli hem de ahirisin,
Kalbi ölmüş bir dünyanın capcanlı cevherisin.
Sünnetin sönmez bir meşale, biz pervane, Sen ışık,
Sana her mısra eksik, sana her gönül bir sarmaşık.

Adın dudaklarımızda, kurtuluşa kurdele kesmek,
Salât u selâmın ise Kevser havuzundan içmek.
Şefaatin bir vahadır mahşerde şıp şıp terlerken,
Kabulü karın duamız Makam-ı Mahmud'u dilerken.

Şefaat kıl ey Nebi, haşr, mahşer, mizan derken,
Amellerim tartıda hafif ve defter elden giderken.
Tas elinde Kevser başında, Senin billur yüzünle,
Sula bizi cennette, senin ikramınla tatlı gülüşünle.

Ahmet Ihsan Arac
Kayıt Tarihi : 6.05.2026 22:20:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


2026 mayis,

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!