Günahkâr geçmişimle giderken mahşerime, Hüzünkâr sözler eşlik eder yolculuğuma,
Yine kucak açmışım boynu kırık yokluğuna..
Beni çarmıha gererken nedensiz gidişin,
Sen kadar uzak,
Ve sen kadar acı bende bitişin...
Bilmemki nasıl anlatayım ; ey benim gonca yaprağım...
ey fecir rüzgarlarının kırdığı gelincik,
uyan...
bilmiyorum, iki arz-ı hal arası kaç vahdet eder.
dağlar hicran döker, ovalar ecire meyyal.
İçim uçsuz bucaksız koskoca bozkır...
Hergün yalnız başıma bu bozkırda yol alıyorum.
Burası soğuk buz gibi, üstelik karda yağuyor, üşüyorum...
Hayallerim paramparça, uykularım leylim ley,
Gül yaprağı çöl rüzgârıyla savrulmuş,
Aysızım gece namert kurşunuyla vurulmuş,
Aldanma mehtabın güzelliğine,
Her şeyin bir yanı mutlaka buruk.
Solar ya bir çiçek dalından kopuk,
Onu da koparanın mayası bozuk.
Aşk denen derde hele düş hele,
bir duble daha ver,
bu adam,
yanlış mekanda,
imansızca içerken,
sarhoş olmaktan başka çaresi olmayan biri.
ölür gibi seven,
Gönlümü bağladım bir ince bele
Taramış saçını vermiş de yele
Anlatsam derdimi sığar mı dile
Bu sevdanın adı ayrılık olsun
Gamzeler ibrişim leylimde leylim
Duldalarda narin, nazik açışın
Yel vurunca kuşlar gibi kaçışın
Ah o yok mu dinden çıkaran bakışın
Bu baharda saramazsam ölürüm
Gülüşlerin mısralarla sevişir
Yüreğimin kan kırmızı yalnızlığını sana yazıyorum anne...
İçimi nasıl döksem, derdimi sana nasıl anlatsam bilmemki...
Az önce yaralı güller bahçesinden geçtim, ölümün kenarında yürüyorum işte...
İçim, kader yazgısı çarmıhına asılı öykü,
Yamalı kelimelerle yazılmış, dudakta ağlayan şiir gibi anne...
Kelimeler cehennem közü,
yoluna baş koymuş denizden-dağa
sancağın asmışam dala-budağa
yürüsem uzağa, kahpe basar tetiğe
alır felek öcün, doymaz bu dağ'a.
Dağ kokuyor bu sevda,
Aksanımı yitirdiğim,
Sende, benim bilmediğim ne var ?
Bir okyanusun girdabına tutulmuş gibi,
Gözlerin içine çeker.
Gazabımda can çekişen gülüşlerin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!