Ölümü kabul etmek istemeyen, doğanın yasalarını kabul etmek istemeyen insan isyan eder. Oysa gerçekleri gören, gerçekleri kabul eden insan isyan etmek yerine mücadele etmeyi tercih eder. Beğenmediği şeyleri değiştirmeye çalışır fakat verdiği mücadelenin sonucunda başarısız olabileceğini de düşünür.
İnsanlar bir çatışma yaşadıklarında isyan bayrağını çekip ayaklanırlarsa hiç de gerçekçi davranmamış olurlar. Çünkü isyan etmek demek mücadeleyi bırakmak demektir. Mücadele ederse insan isyanı geride bırakmış olur. Adım adım zafere ulaşır. Mağlup olsa dahi mücadeleyi elden bırakmadığı için, yenile yenile başarıya kavuşur.
Hayatı olduğu gibi kabul eden, eşyanın her haline alışık olan insan bıçağın keskinliğine, taşın sertliğine, suyun boğuculuğuna isyan etmez. Bilir ki bunları ne amaçla kullanırsa o amaca hizmet eder. Bu yüzden kalkar taşı heykele, suyu elektriğe, bıçağı kan kardeşliğinin bir sembolüne çevirir. Böylece hayal gücünü işleterek dünyaya şekil vermeye çalışır. Taş taş üzerine koyarak medeniyeti oluşturur.
Oysa isyan eden insan var olanla yetinmeyip onu yakar ve yıkar. Yeni bir eser de ortaya koymaz. Sadece eleştirir. Düzeni eleştirir, toplumu eleştirir ama eleştirdiği konularda hiçbir mücadele etmez. Yeni görüşler, yeni eserler, yeni projeler ortaya atmaz. İsyan bayrağını çektikten sonra gider yel değirmenlerinin olduğu yerde durur. Rüzgarı kötü amaçlar için kullanır. Elindeki simsiyah bayrağı dalgalandırır.
İnsanlar mücadele ettikleri sürece kölelikten kurtulur. İsyan ettikleri sürece köle olarak kalır. İnsanlar duygularının, arzularının kölesi olduklarında, bunlardan kurtulmak için mücadele etmediklerinde köle olmaya devam edeceklerdir.
İnsanlar kendilerini geliştirmeye çalıştıklarında, yaşadıkları sıkıntıları, zorlukları, çatışmaları bir eser ortaya koymak için kullandıklarında daha özgür olacaklardır. Kendilerini bir zincir gibi kuşatan olumsuz düşüncelerden kurtulup mutluluğa yelken açacaklardır. Kısaca insanlar mücadele ettikleri sürece daha onurlu bir hayat yaşayacaklardır.
Kaç kelimelik adamsın sen.Aklında fikrinde birkaç kelime.Ayşe isen Ahmet diye diye tutturursun.Mahkum edersin kendini o isme.Ahmet isen ağlarsın her gece Ayşe Ayşe diye.Aşkı yaşarsın sığ düşüncelerinle.İki kelimelik bir aşktır seninki.Seni seviyorum dersin ötesine geçemezsin.Takılıp kalırsın öylesine.
Bir balığa benzersin aslında.Hayatında bir su vardır bir de fanus.İki kelimelik bir hayat yaşarsın böylece.Gidemezsin başka yere.Başka dünyalar senin için bir ölümdür. Başkalarının elinden yem yemek büyük bir ödüldür.
Ruhun ve aklın teneffüs etmez.Sonsuzluğu ve özgürlüğü yaşayamadan çalışırsın habire. Etiketlerden etkilenirsin.Böylece komutlara alışırsın hece hece.Marka giyersin ama gömleği yanlış iliklersin.Seni uyardıklarında kendine anca gelirsin.Mütemadiyen kendini kontrol edemezsin.Kendini tek boyutlu ve iki üç kelimelik bir dünyaya hapsedersin.
İçine düştüğün bu sığ hayattan derin ve masmavi düşünceler üretemezsin.Şiir yazsan da, roman yazsan da asla iki kelimeden öteye gidemezsin.Bir çukurun içinde ya da fanusun derinliğinde yaşayıp gidersin.Üçüncü kelimenin varlığını bilmezsin.Kendini tekrar edersin.Suyu ve fanusu ezberleyip gidersin.Sonra yaşadım dersin.
Tat vermez sana erik.Yüzünü ekşitip durursun.Çünkü hayattan tat almasını bilmezsin.Haz alamazsın bir marketten.Ne yapsın sana erik.Tek hecelik hazlar bilirsin ve ezberlersin.İki hecelik erik sana zor gelir.Dilini burkar sana eziyet verir.
Eline kılıç alsan ben kandan korkarım dersin.Gidersin kan kırmızı gülleri en ince yerinden kesersin.Sonra kan çanağına dönmüş o gözlerinle onları izlersin.Buna şiirsel bir kılıf bulursun.Sanatı ve güzelliği kendine uydurursun.
kadın dediğin masmavi deniz olmalı
kızıl gün akşamları onunla başlamalı
sıcak kumdan serin sulara atlar gibi
arzuyla kabaran yüreği kulaçlanmalı
kadın dediğin masmavi deniz olmalı
hüzünler kol gezer sokaklarımda
ayaklarım bir kuru dal gibi kırılır
yürüyemem lale bahçeli günlere
tabanımdan kan dökülür yerlere
sokaklar bana kör gözüyle bakar
kaçarım arkamda kurt sürüleri
koşarım bunu özgürlük sanmayın
yetişin desem ne gelir ki elimden
yetişir bana yine de kurt sürüleri
bütün kaçışlarımda ceylan izi var
Başımı yastıklara vuruşumun kan damlalarıydı rüyalarım. Her sabah seninle göz göze gelişimin kan birikmeleriydi rüyalarım. Ağlayışlarımı göz kapaklarımla kapatışımdı rüyalarım. Hiç gülmeyeceğime katlanırdım da seni göremeyişime katlanamazdım. Sensizlik her an kör bir zamandı ve sen gözlerimin önünden bir jilet gibi giderken, bakışlarımda biriktirdim acılarımı. Güzel yüzünü bir daha göremeyeceğimin verdiği ıstırapla buruş buruş bir kağıttım dünya çöplüğünde. Yetimdim, öksüzdüm sensizliğimde. Öyle bir gittin ki geride bıraktığın ben, kurumuş bir mürekkep gibi kaldım sana gitme deyişlerimde. Sen su gibi aktın seninle oturduğum merdivenlerden. Ben ise bir ayakkabı gibi kaldım basamakta. Bir aşk masalıydı aşkımız; ama tersine yazılan. Bir kestane ağacı gibi kaldım sen gidince. Bütün dikenleri bana bıraktın, sen iri taneli kestaneler gibi gittin benden. Bütün acılarım bir yığın iğne oldu ve hepsini yuttum. Aşkım, senin ardından sadece kan kustum. Bir ölümdü sensizlik. Bana karanlığa gömülmeyi bıraktın. Sen yeni sabahlara uyanırken, ben simsiyah bir pijama gibi yatakta kaldım. Aşkım, yolların kıvrımlarındaki kara parçalarının denize uzanan uçlarını yüreğime sapladın. Sen gidişine gidiş kattın. Ben ise senin gidişinle yollar gibi kıvrandım. Sen benim aşk kitabımdın. Seninle kopya çekmeyi öğrendim sevmek adına. Şimdi disiplin cezası yemiş çocuk hocaların yanında nasıl iki büklüm olursa öyle iki büklüm oldum. Sensizlik benim aklımı başımdan aldı. Sensiz tüm hayat imtihanlarını kaybettim. Baştan aşağı sıfır çektim. Bir değerim kalmadı senin gidişinle. Tüm okul çocuklarının gevşetilen kravatı iken şimdi sıkılan bir gırtlak gibi oldum. Sensizken nefes alamaz oldum. Seni sevmenin bedelini tüm kalabalıkların içinde yalnız kalarak ödedim. Gülüşüm bir bedel oldu başkalarına ödenen. Sevmelerim en ağır bedeldi insanlara ödediğim. Yüreğim isyan eden bir topluluğun duygu kalabalığıydı. Yüreğim kanla dolu bir meydan oldu sen gidince. En geniş anlarımda bile seni sevmenin hüznü yüreğimde dar bir zindan meydana getirdi. Senin gidişin beni kemikleri kırılan intihar eden insan gibi yüzüstü bıraktı.
Öyle çaresizlik yaşattın ki bana ne ağlamak kar etti ne de gülmek. Bedenim öyle gerildi ki tenime dokunsaydın kırağı yemiş telgraf tellerine dönüştüğümü anlardın. Sana haber salamadım gittiğinden beri. Bir sıcak haber gelmedi senden. Tüm dünyam buz sarkıtlarıyla doldu. Sensizlik yüreğime karlı kan akıttı. Avcıdan kurşun yemiş bir kuş gibi bahara özlem şarkıları söyledim. Bir tutam saçın olsaydı yanımda, belki üşümezdim ayazda saçları olmayan bir insan gibi. Düşmezdim kanadı yaralı kuş gibi yerlere. Sensiz tutunamadım bir kuş gibi dalsız budaksız gökyüzüne. Düştüm kimsesizliğe.
Gözümde korkuyla doğdum anamdan.
Ne yana baktımsa yıpranmış bir yüz.
Ve her gördüğüm yüzde yıldız kayar
Bütün çizgilerden kopan bir fırtınayla.
ince yapraklar ağlar kalın dalda.
sanmayın ağaçlar hiç ağlayamaz
sanmayın onların gözleri yoktur.
onların gözü bulut gözyaşısı çiydir
ağacın halinden kazma ne anlar
insansa onları yakmazsa ısınamaz
Söyleyin ben nereye aitim? Bir mezarda açan çiçek miyim yoksa o mezardaki ceset miyim? Yaşamayı ve ölmeyi yurt edinmişim. Söyleyin yeryüzünde hangi yürek benim için çarpar ki? Kim bana sevgiyle bakar? Kim benim için ölmek ister? Kim mezarda açan bir çiçek olmak ister?
Ben yüreklerdeki sızıyım. Hangi duygu benim için çarpar? Kim sever hıçkıra hıçkıra ağlamayı? Ben göz çukurlarını mesken tutmuşum. Kim benimle göz göze gelmek ister ki?
Söyleyin Türk olmamın ne anlamı var bir Kürt beni sevemedikten sonra. İnsan olmamın ne anlamı var bir Ermeni ile Ermenice şarkı söyleyemedikten sonra. Söyleyin Diyarbakır'da yürümemin ne anlamı var Kürtler beni linç ettikten sonra. İnsanlığı ayaklar altına aldıktan sonra.
Benim ülkemi parçalamak isteyen beni sağ bırakır mı? Vatanımı bölen beni de bölmez mi? Ben sana ne yaptım ki canımdan can almak istemektesin? Oysa ben seni canla sevmekteyim. Eğer bu seni tatmin edecekse gel vur beni. Seni seven yüreğimi durdur. Ya da bu terörü durdur.
Oysa bana Kürtçe mor dağlardan bahsetmeni isterim. Bana bahar geldi de güller açtı da senin yüzün niçin solgun de. Beni anla da hangi dille anlarsan anla. İstersen Kürtçe anla. Ben Alah'ın Kürt yarattığına Türk demem. Sen de bana senin Türk bayrağını istemiyorum bu bana züldür deme. Çünkü o benim yıldızımdır. Ve gecenin karanlığında yıldızımı vurma. Beni vur onu vurma. Hiç düşündün mü Kürt olmak ne demektir. İnsanları hüzünlere salmak mıdır? Bilirim hep dilinde hüzünlü türküler vardır. Bana bir mutlu şarkı söyle yine de. Sesin yüreğinden acıklı çıkar. Bu yüzden kanın toprağa düşünce hazan bahçelerinde kırmızı güller açar. Ama ben sana bu topraklar hepimizin diyorum. Lütfen kan gülleri açmasın artık.
Neden insan insanı itekler ve öne geçmek ister. Bu ülkenin arka sokaklarını ben de bilirim. Ben de isterim bu ülkenin hijyenik sokaklarında özgürce yürümek. Neden bana molotof atarsın? Neden yüreğimi yakarsın? Bu ülkeyi cennete çevirmek varken, niçin cehenneme dönüşürsün? Hem kendini hem beni yakarsın.
İnsanın insana kanat germediği yerde kuşlar vuruldu yüreğinden.
Yaşamak isterken bulutları delerek tüyleri yolundu bedenlerinden.
Yok! Yeryüzü dar geldi kuşlara çığlıkları sığmadı masmavi göklere
Bir kırık camdan dökülen parçalar gibi kanları döküldü her yere.
Anne benim omuzlarım yok! Bir kuşkonmaza döndü tüm bedenim.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....