Çam ağaçlarının aralığından rüzgar dolar gecenin karanlığına
Hüznü yakalarsın gölgelenen gözlerine düşen gözyaşlarından
Bir yüzü gülen bir yüzü ağlayan kadın olursun elinde çiçeklerle
Dersin ki:Ben bir kelebeksem gelincik tarlası isterim kıpkızıl
Ya da bir gül bahçesinde ölmek isterim gün batarken denizde
Bırak beni önüm uçurumda olsa dahi
Salıver bedenimi tutma lütfen ellerimi
Dönmek istemiyorum sana anla beni
Elin ecelim olsa da bırak ne olur beni
O parmakların zindan demirleri sanki
Yaşamak kadife bir kumaş örer gibi olması gerekirken, bir anda hayat kavgasının hoyrat eline dönüşür. Hayatın öyle bir tokadını yersin ki bıyıklarına kadar kanının aktığını görürsün.
Bir kerpiç ev olur dünya. Önüne ne konulursa onu yersin ve başka bir zenginlik hayal etmezsin. Dersin ki elma nerede armut nerede? Onlar ağaçlarda asılı durur. Kurda kuşa yem olur. Hayat kırmızı biber gibi acı, sarı bir gül gibi buruk olur. Hayatında en çok bunlar bulunur. Tas tas karanlık dökersin başından aşağı. Yıldızlara bakabilmek için hayat, yüzün gece gibi simsiyah olur. Martı kuşlarının çığlıklarıyla ayaklarına gelir deniz. Yalnızlığa yürüyüp acılara boğulursun. Dünyanda ne Paris'in ışıklı sokakları ne de İstanbul'un güzel kızları bulunur. Tüm otobüslerin uçurum kenarında durur. Bir anda düşersin toprağa. Oracıkta 'ben','biz','onlar' gibi insancıl durumlardan, kendi bireyselliğine doğru kan akıtırsın. Asla hayat bir sevgili gibi davranmaz sana. Eli kırbaçlı bir hayduttur senin için, sırtını insanlara dayamış. İnsan ki hayatın en acı ve en tatlı yanıdır. Beygirle bir ayardadır. Hep çıkarlarının peşinden koşmaktadır. Sen ise yorulursun.
Ne ağaçta doğru bir dal bulabilirsin ne de düzgün bir söz ağızda. Söylemler havada leş kargası gibi uçup durur. Bir talih kuşu konmaz omuzlarına. Hep seni laf cambazları bulur. Bir savaşın içinde ne tüfek olur ne de kan dökülür. Sadece yüreğindeki bahçede bulunan ağaçların yaprakları dökülür. Duyguların ayaklar altında kalır. Bir duygu savaşı içinde, kalbin kan çanağına dönüşür. Sen yine dualar edersin. Allahım biraz daha özgüven diye tutturursun. Çünkü kimseye güvenin kalmamıştır. Çareyi kendine güvenmekte bulursun. Bir çiçek ki köküne kibrit suyu dökülmüş. Bir çiçek ki ateşten gül. Şimdi sen hangi toprağın içinde duygularına su götürürsün.
Bir hayat ki etten duvarlarla örülü. Bir dünya ki çivisi insan, tuğlası insan. Bir duvar ki insan, ona yaslanmak zorundasın. Bir insan ki bir tuğlasını alsan, komple üstüne yıkılır. Bu hayat içinde tüm kapılar kapalı. Tüm komşular arzulu sevişmeler içinde. Ve senin evinde silah sesi işitilmekte. Yalnız duvarlar şahit, yalnız yere damlayan kan şahit. Tüm komşular iniltiler içinde. Tüm kapılar sana kapalı. Hatta senin evinin kapısı da kapalı. Çalan yok, gelen yok. Evin bir mezar sessizliğinde içinde. Bir temizlikçi çalar kapını, bütün komşuların ayak izlerini temizledikten sonra. Daha sonra polis girer içeri. Alırlar götürürler cesedini. Bu sefer komşular gusül abdesleriyle gelirler cenazene. Hala kulaklarında akşamdan kalma inlemeler çınlar ve dudaklarında kirlenmiş dualar ağlar. Bu insanlar bu ağızlarla yer içer sonra gelip sana sevgilim der. Hadi oradan. Artık insana kim inanır?
Bir elimde ateşten meşale karanlığımda güneş gibi parlarken diğer elimde bozbulanık bulutlar yüreğime sel sularını akıtmakta. Kendi ellerimle ben düştüm bu ikileme. Ya güneşimi sel sularına kaptırdım ya da suları ateşimle buharlaştırdım.
Hayat bir oyun insanlarsa soytarı. Padişahım çok yaşa padişahım çok yaşa. Bir ben sultanlığı yaşanmakta ve savaşlar var mı benden daha iyisi iddiası üzerine çıkmakta. Yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal önüne tükürsen Allah'ım çok şükür yağmur yağmakta.
Ne bu yağmurlar dinecek ne bu sel suları bitecek. Bu dert benimle beraber mezara gidecek. Ama hayır elimde yine bir meşale olacak ve umut ışığım yanmaya devam edecek. Bu afakanlardan bu karabasanlardan beni kurtaracak. Çünkü ben kendi elimle düştüm bu çukura. Öyleyse kazıya kazıya çıkacağım ben gün ışığına.
Hayat bir oyun insanlarsa soytarı. Ne krala padişahım derim ne de soytarı gibi dolanırım bu dünyada. Lütfen insanlar acımayın bana. Yüreğinizin ne kadar kirli olduğunu ben bilirim. Beni bulaştırmayın kirli emellerize.
Yok bu dünya yaşanacak kadar güzel değil. Tek kelimeyle berbat. Ama bir şey var ki işte odur hayatı yaşanılır kılan. O da bir kadını sevmektir ve o kadından gül kokulu çocuklar dünyaya getirmektir. Allah'ım ne olur bütün çocukları koru. Onlar kediler dünyasında güvercinlerdir.
Hiçbir şeyden korkmadım insandan korktuğum kadar. Derler ki gözlerin ne güzel ondan sonra seni gözyaşlarına boğarlar. Daha sonra da elleriyle yaşlarını silmeye gelirler. Bilmezler ki dal bir kez kırılmıştır ve yeşermek başka bahara kalmıştır.
Bütün gramofonları kapatın bu gece. Tüm notalar suskunluğuma tempo tutsun. Yüreğimin ince tülleri, o zalimin içimi yakan ateşiyle son kez tutuşsun. İçimde ondan geri hiçbir şey kalmasın. Kan kustuğum anlarımın örtüleri gözyaşlarımla yıkansın. Bir daha da kalbimin kapısını çalmasın. O zalimi bir daha bana hiçbir şey hatırlatmasın. Ne yeşil başlı ördek gibi bir türküde söz ne de bir sazda nota olayım. Hiçbir şarkı masum değildir; genelde zalimleri hatırlatırlar. Neden o zalim için parmaklarımı acıtayım? Elleri başka elleri tutmuş o zalim için, kemanın tellerine neden dokunayım ve bir şarkıdan sonra onun için neden ağlayayım? Susun bütün şarkılar! Şaha kaldısanız da duygularımı, artık dizlerim ona küs. Susun bütün notalar! Tüm şarkılar yalancısınız. Bana o zalimin güzelliklerinden dem vurmayın. Bari bana keman eşliğinde o zalimden bahsetmeyin. Susun, susun, susun! Artık beni ağlatmayın. Beni ağlatanlar, gözyaşlarıma dokunmayın. Ey şarkılar, beni anlayın! Çektiğim acıları yeniden bana yaşatmayın. Bütün kadehlerim dibi gösterirken, ne olur bana kanımı tattırmayın. Kanayan bileklerimden, boş kadehlerimi doldurmayın. Ey şarkılar, ölümümü notalarla yazmayın. Duran kalbime, temponuzla hayat katmayın. Bana o zalimi hatırlatmayın. İlahi adalet gibi önce beni ömür boyu dünyaya mahkum edip sonra ölüm cezasına çarptırmayın. Ey şarkılar bana bir zalimi reva görmeyin. Merhamet, merhamet, merhamet dolsun rüyalarıma. Sabah gülümseyerek uyanayım. Ey şarkılar yüreğimi önce acıtıp ardından kanatmayın. Bana gül gibi görünüp diken gibi batanları sevgili diye gösterip gözlerimi boyamayın. Ey şarklar güzel bir kadının dudaklarına sığınıp bana yalvarmayın. Gözlerimi bir vazoya çevirerek, bakışlarıma yalancı güller koymayın. Ben rüyalarımda bile yalnız onu severken, gecelerime artık ninni gibi dolmayın. Annesinden dayak yediği halde yine 'Anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk... Ey şarkılar beni cami önüne bırakmayın. Ne olur, ne olur bana öksüzlüğümü hatırlatmayın.
Çırılçıplak bedeniyle şarap kırmızısı saçlarıyla
Babil'in asma bahçelerinde salkım dudaklı kız
Kafasını bir yere koymuş resmini çizdirmekte
Ressamın fırçası en ince yerlerine değmekte
Kızın kahkahası Mezopotomya'dan işitilmekte.
Bana denizden bahset ama içinde su kelimesi geçmesin. Çünkü yıllarca acılara boğuldum ben. Bana çölden bahset ama içinde kum geçmesin. Yıllarca, her sabah kalkışımda dünya gözüme toz toprak gibi saplandı. Bir türlü deve bakışıyla bakamadım dertlerimin kum gibi birikmişliğine. Bana yağmurdan söz et ama cümlelerin bir şimşek gibi çakmasın. Çocukken gök gürlemesinden çok korktum ben. Bana gülden bahset ama gül gibi görünüp diken gibi batan insanlara hiç benzemesin. Bana dağlardan söz et ama uçurumlar sözlerini ikiye bölmesin. Bana öyle bir hediye ver ki canımı acıtmasın ve bu dediklerimi hiç hatırlatmasın. Böyle bir hediye yoktur dersin şimdi sen. Öyleyse tüm sevgileri ve aşkları kara kalemler yazsın da bu yürek bir daha beyaz yalanlara hiç kanmasın. Bana öyle bir kadın resmi çizgi ki ona yüreğinin renkleri akmasın. Bana öyle bir alkış tut ki başka eller ellerine tutmasın. Böyle bir şey yapazsın şimdi sen. Öyleyse bütün mum ışıkları rüzgarın hışmıyla sönsün ve yüreğin kararsın. Bana öyle bir şarkı söyle ki deniz kabuklarının içindeki deniz sesi gibi olsun. Onu sadece intihar eden balinalar duysun. Yüreğim ise kutuptaki en soğuk bölgede sımsıcak sularıyla kaynayan bir kaplıca gibi olsun. Bana öyle bir şiir oku ki sımsıcak sularda terleyen tenim gibi sırılsıklam olsun. Bana öyle bir masal anlat ki kurt kuzunun yünüyle soğuk havada dolaşsın. Yaşamak boyunda atkı, başta bere, ayazda yün yorgan olsun ama hiçbir sevgi çarşafa dolanmasın. Kimse ağlamasın. Böyle bir hikaye anlatamam dersin şimdi sen. Öyleyse tüm romanlar ve öyküler senin olsun. Bütün korkular yüreğinde toplansın ve jilet keskinliğinde damarlarında dolaşsın. İntihar mektupları boğazında bir sözcük yumağı gibi kalsın. Bana çiçeklerden bahset onları hiçbir rüzgar eğip bükmesin. Dünyanın güzellikleri hiç sararıp solmasın. Böyle bir doğa olayı dünyada görülmez dersen o zaman seni de gözüm görmesin.
Hepimiz yaratılmışız tamamen çaresiz
Hep hastalıklıyız birbirimize bulaşmışız
Bir kere dünyaya gelmişiz ah anam ah
Feleğe yakalanmışız dert içerisindeyiz
Taş olmaktan ve uçurumda akmaktan
Hayatı yırtarak ellerimle açtım.Bir söz bulamadım söyleyecek.Az daha dudaklarımı koparıp çöpe atacaktım.Yalanlarla süslediğim cümlelerimi tamamlayamadan kustum.Ellerimle gözyaşlarıma dokundum.Sabıkalı şiirler yazdırdı bana gözlerim. Utancı gördüm.Kini ve nefreti gördüm.
Doğru sözcükleri bulmaya çalıştım.Sanki ağdan kaçan balıklara benziyordum.Derin acılar ve vurgunlar yaşadım.
Çığlıklarım dudakların tarafından yutuldu.Ve gözlerinde sadece gölgelerim gezindi.Bir boşlukla göz göze geldim.Yılan balıkları aramızdaki çatlaklara giriyordu ve ben böylece acılara boğuldum.İçimde eksikliğini hissettiğim sen değildin.Kimsesizliğimin sebebi sen olamazdın.Günler sisin ortasındaki bir tren gibi geçiyordu.Ve ben hep aynı acıları yaşıyordum.Her yerim pamuklarla sarılıydı.Raylarda bedenim eziliyordu.Oysa tren alabildiğine insan kaynıyordu.
İsyan ettiğim bu muydu? Aynı eller tarafından hep aynı cehenneme itiliyordum.Var oluşun tek yolu raylarda mı son buluyordu? Mutluluğa ulaşmak bu kadar zor muydu?
İçimde eksikliğini hissettiğim sen değildin. Posalarından,dışkılarından sıyrılmak için ufka doğru yüzdüm.Hayatı derinliğine yaşarken kendimi gölgesi olmayan ellerinde buldum.Ellerin camdı.Ve ellerin dünyamı akvaryuma çevirdi.Beni denizlerimden, tuzlu sularımdan, eriyen buzullarımdan, dalgalardan, kızıl şafaklarımdan söküp aldı.Ve bana tokatları sevdirmek istedin. Gururumu kırdın.Onurumu incittin.Bir balık gibi çırpınışımı seyrettin.
Neden bütün aşıklar denize bakmayı severler bilir misin? Çünkü bütün martılar balıklarla beslenirler.Ve zekanın yansıması oluştuğunda denizde bütün aşıklar martı kesilirler. Önce yükseğe hızlı ve tehditkar bir bulut gibi yükselirler.Sonra bir fırtına gibi pençeleriyle balıkları yerlerinden ederler.Onları yiyip bitirirler.Bütün aşıklar ele ele tutuşurken parmaklarında martılar gezdirirler.
Tüm saatler bomba ve her dakikam savaş olsa da
Yollarıma mayın döşenip pusu kurulsa da her daim
Bütün bedenim ahşap bir ev gibi sallanıp dursa da
Hayattan alacağım var benim iki elim kırık kalsa da
Avuç dolusu şarkılar söyleyeceğim inadına inadına




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....