Sonra dönüp kendime soruyorum
Ey gönül
Kimin kaybettiği mutluluğa talipsin
Bu kör zamanda
Ahı alınmamış aşk
Kabuk bağlamış yara kaldı mı
Kötü olan
Kimsenin yaşadığı hayattan memnun olmaması
Daha da kötüsü
Bunu dile vuracak sözcüklere, kelimelere sahip olamaması
Herkes için için kor ateşlerde yanarcasına
Zorunlu bir bekleyişte ömür denen nöbette
Kelebeğin kozadaki sabrını bilir birçoğumuz
Kimse bilmez,
Kırkından sonra lâl kesilen dilin kozaya saklanmasını
Kumdan kaleler gibiyim bu aralar
Yosun tutmuş dalgalar vurur kıyıma
Her dalgada bir yanım dökülür
Karışır azgın sulara
Kaybolur giderim iz bırakmadan
Silik ayak izleri dolaşır peşimden
Neydi benimle alıp veremediğin yar
Kelebek olup uçmasamda
Korunaklı Kozamda mutluydum
Rüzgar gibi esip geçtin hayatımdan
Şimdi onca kederi, onca hasreti
hangi kanat taşısın
Öyle derin bir kuyu ki yüreğim
İp salsan yetmez, taş atsan ses vermez
Bütün bir varlığı yutacak karanlıkta
Sallanır durur acılarım
Derin bir kuyunun içinde
Siz birine ömür adarsınız
Kıymet bilmez
O, biri zaman ayırdı diye sevinir
Hayat işte
Her şey layığınca
Lirik bir şiirin tamamlanamayan mısraları arasına sıkıştı kaldı sana hasretim
Ne sana gelebildim
Ne de seni düşünmekten kendimi alıkoyabildim
Öyle sere serpe yokluğunla geçen bir ömrün
Adı sanı bilinmeyen kayıp yanı gibi yarım kaldım
Doğrusu bir isim koyamadım
Lisan-ı hal ile herşey aşka meftun
Aşk sana
Yüzün, benzemezdi geceyi aydınlatan aya
Daha gerçek, daha sıcaktı
Rüzgarı utandırırdı saçının her teli
Boğum boğum dolanırdı gönül hanesine
Babadan miras göğsümdeki madalya
İnaç, töre, gelenek
Adı her neyse işte
Bir kaftan uydurdular üstüme
Bana sormadan
Bedenime geniş ruhuma dar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!