Gözlerini açtığın o ilk sabahın narin tanyeri,
Toprağa düşen ilk cemre gibi masumdu tenin.
Beşik kertilmiş uykularda taze bir nefes esiyordu,
Dünya henüz kirletilmemiş saf bir aynaydı sana.
Küçük ayakların basmamıştı daha yalan yollara,
Papatya fallarında gizliydi bütün büyük sırların.
Gülüşünle aydınlanırdı evimizin en ücra köşesi,
Zaman henüz saatleri kurmayı bilmeyen bir çocuktu.
Damarlarında delice çarpan o kızıl şafak dalgası,
Güneş tepeye dikilmiş yakıyordu bütün körpe bağları.
Dağları devirmek isterdi göğsünde kabaran o coşku,
Ateşten gömlekler giydiriyordu insana delikanlılık çağı.
Hangi uçuruma baksan bir zafer türküsü çağlardı,
Dünya dar geliyordu o devasa hayaller kuran ruha.
Sevdalar bir bıçak sırtı gibi keskin ve amansızdı,
Alın terinle suluyordun henüz keşfedilmemiş ufukları.
Yapraklar sararıp dökülürken ömrün paslı dalından,
Aynalarda çoğalan çizgiler hüzünlü bir eylül yazardı.
Fırtınalı denizler durulmuş, dalgalar kıyıya yorulmuştu,
Hasat vakti gelmişti harmanlanan acı tatlı anılara.
Gidenlerin arkasından dökülen sessiz vedalardı kalan,
Gölge uzardı akşamüstü yorgun adımların ardından.
Yaralar kabuk bağlar ama sızısı sinir uçlarındaydı,
Zaman cömertçe aldıklarını geri vermiyordu kimseden.
Zemheri ayazı mühürledi pencereme vuran buğu,
Beyaz bir kefen gibi örtündü dağlar ve ovalar.
Ocağın külünde saklı kalan son kor da söndü,
Sessiz bir limana demir attı artık bu gemi.
Yıldızlar çok uzakta, gece kaskatı ve dipsizdi,
Tamamlandı nihayet toprağa yazılan o uzun hikaye.
Kayıt Tarihi : 29.08.2026 22:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!