Ömer Kılıçay Şiirleri - Şair Ömer Kılıçay

Ömer Kılıçay

Dargınım kalbime, bilmediğim bir şey var
bilemediğim, anlam veremediğim...
Sanki, sevecekmiş gibi kıpır kıpır, avucumda tuttuğum serçe ürkekliğinde...
Tuhaflık var benden habersiz yapmaz yüreğim,
beni benden etmez...
O da biliyor nasıl yandığını, biri sönmeden

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Gönül derler, gönül varmı sana zararım
Yokluğunda kaybettim, nazlı yari ararım
O yar benim için gizli gizli ağlarmış
Yollarına düştüm, uğrun uğrun sorarım.

Aramızda değil dağlar, alemi kainat olsa

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Buraya birşeyler bıraktım, varsın dursun,
Yolun uzun sıkılınca bakar unutursun.
Bakmasanda zararı yok, orada dursun
Şuraya bir cümle koydum
Acımızı birileri duysun
Hem zaten şiir niye var?

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Aşk;
Ağızların yayılarak sarfettiği kelimelerle, öyle üç beş süslü lafla doymaz.
Göze batan boyalar, yapılan soytarılıklar kandırmaz aşkı.
Aşk için, Her yerde atan ama bir gönüle akan, pamuktan yumuşak ama beton gibi bir kalbiniz olmalı
Herkesi seven ama birine yanan, dünyalar kadar büyük ama bir kişinin sığabileceği gönlünüz olmalı.

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

her yanım neşe dolsa
eşim dostum bana gelse
çocuklar bayramınan el öpse
yine ağlar garip gönlüm

zorlasam kendimi yüzüm gülse

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Aşk aynaya benzer
Baktıkça bakası gelir insanın
Biraz bulansa çamura döner
Battıkça batası gelir insanın

Elini verirsin bedeni yutar

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Tarifsiz bir duygu var yüreğimde
Ağırmı ağır, karanlıktan daha kara
Kıt izin veriyor nefes almaya
Sanki çöreklenmiş göğsüme karabasan
Sıktıkça sıkıyor, elleri boğazımda
Bilemedin, aşk değil, ne de sevgi

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Biliyorum;
Uzaklarda bir yerlerde, yine en güzel sen gülüyorsun...
En içten seviyorsun...
Ben hiçten sevdim seni, görmeden...
Yüreğin bir değil bin parça sende görmedin beni...
El ele gezmedik, sımsıkı sarılmak nedir bilmedik...

Devamını Oku
Ömer Kılıçay

Güneşli bir günün akşamına yakın saatlerindeyim. Yine seni düşünüyorum. Sessizliğin, kuş cıvıltıları ile hüküm sürdüğü nazende bir bahçede. Yüreğim bir oturup bir kalkıyor sayende. Ha aradı ha arayacak. Sessizliği bozsun istiyorum telefonum. Ama nafile...
Bir demlik çay verdi garson, altında Osmanlı ocağı ile "soğumasın abim" diyerek bıraktı, deftere meftun kalemim, sigarama aşık küllüğün yanına. Masanın bir ayağı kısa. Hafif sendeledi ama dökmedi üzerinde ne varsa...
Sen döktün be sevgili; içinde ne varsa döktün.
Usulca sev beni dedim diye yüzüme çaldın içindeki özlemi, bensizliğe olan hasreti...
Al götür ocağı garson. Bırak soğusun, soğuyacağı varsa. Sıcak olsa ne yazar, çayım. Kalbim üşüdükten sonra...

Devamını Oku