Yaşanacak kışlar vardı daha, üşüyecektik
Kar yağıp çiçek olacaktı buz sarkıtları
Cemre bekleyecektik, ha düştü ha düşecek
Saçımıza konacaktı çiğ taneleri
Ağustos akşamlarının yangınında ezanı bekleyecektik
Ferahnaz olmuş ruhlarımız iftar edecekti
Fani dünyadan bir tad almadan
Eller gibi mutlu olup gülmeden
Gönlümün yarini bulamadan
Bağrım yandı güllerim soldu
Aşıklar elinde yandı sinem
Ey gafil, hayatını ebed mi sanırsın.
Ol şah-ı Süleyman eyledi terk-i dünya ki; dinle...
İnsanları önünde ram olmuş sanırsın
Kibirlenme ahbap sende bir kulsun
Aymaz gecenin sabahıyım
Sönmeyen gündüzün ahıyım
Gecenin siyahı değil yakan
Ben ezelden yaralıyım
Kanadı kırık serçeyim
İzin ver sana geleyim
Gerçektim yalan oldum
Hayaldim düş oldum
Senle bahar iken
Yokluğunda kış oldum
Ateştim köz oldum
Sevilirken el oldum
Bir sen vardın bana yakın, yüreğe sıcak
Güllere hasret bülbül misali
Bir sen kaldın bana uzak, kalbe aşık
Gönüllere hasret sevgi misali
Sen vardın bana aşkı tattıran
Orada bir umut var.
Mutluluğu gelecekte saklı yüreği güzel bir insan var.
Geceye süzülüp aydınlatan bir yıldız gibi, gündüze uzanıp içimi ısıtan güneş gibi...
Orada bir kadın var.
Yokluğu beni deli etse de, varlığı ile beni ben eden.
Sus;
Sarıl sadece, tenin bende kalsın
Gözlerin bana baktığı gibi kimseye bakmasın
Aklında ben olayım yâr...
Dinle;
Halimi arz ediyor gökyüzü
Yazık ettiniz kendinize hem de ailenize,
Boşa harcadınız günü, yıkıldınız gecelerde.
Mutsuzluktan başka ne geçti elinize,
Kaybettiniz, sizi uyuşturan ellerde.
O eller kırılsın, batsın yerin dibine,
Türk Milletini denediler;
Tankların önüne yatanları,
merminin üstüne koşanları,
uçan helikoptere atlamak için
yüksek binalara çıkanları
velhasıl canından cayanları gördüler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!