Ağır ağır dans ederken yokluğunun gölgesiyle
Olduğum yerde kaldım
Büyülenmiş bir bedenle savrulurken oradan oraya
Pişmanlığın tiz sesini duydum
Pişmandım..
Karda terleyen bir bahar çiçeği koparıp koymuştum içini saklayan bir vazoya
Sokoklar var köşesinden bakıp ismimi göremediğim
Köşe başında yavrusunu emziren köpeğin
siyah beyaz seyrettiği sokak
Caddeler var araba geçmeyen
Aynalar...
Aynalar var sana bakmak istediğimde
Etrafında uçuşmak için ışığın yanmasını
bekleyen karasinekler,
Ömrünü nerede sonlandıracağını düşünen karasineğin
çilingir sofrasındaki hali,
Frambuaz reçeline kendini atıp sonra çıkmak için
karasineğin harcadığı efor,
Sonbaharım başıma vurmuştu yine
Yine seyyah bir yürekle
Hüznümle el ele bilmem ki nereye...
Kapıma kadar gelmişti bahar..
Dışarıda kar…
Sen karalanacak olduğunda satırlara
görmelisin dili tutuk hallerini
en ünlü sesi bile tevazuda sözcüklerin
korkuya kesmişler ılım ılım
titriyor büzülmüş dudakları…
Zaman durmuştu uzun zamandır
ben beni bıraktığın yaşta kalmıştım
ergen yaşta çocuk yürek…
ayakların geri geri gidişi desem
o bile yoktu karasızlık denilen
saplanmıştı zamanın aziz durmuşluğuna.
Sıkı sıkıya kapalı bir mazruf
bir kırkmerak ben
bir postacı
bisikletiyle..
yollar...
Siyahi bebeğin
süt beyaz kundağa sarılışındaki
lekesiz tezatlık kadar saf
şehrimde bıraktığım gece
Bir seyrüsefere daha yok sabredecek halim
küçük kız çocuğu sezişlerimin seyriyle aram
hayli limoni
ya gel hep burada kal
çok şekerli sevdiğin vişne marmeladını
birlikte yiyelim
Sevmek istediğimden emin değilim
kalbim zavallı bir şaşkın
yemek yerken çıkan çatal kaşık sesini sevmiyorum
-biri bana sesleniyor
-sessiz ol aşk.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!