Kalbim ölmeden az önce,
Hemen oracıkta bıraktım
Yağmalanmış umutlarımı.
Ve annemin yüzümdeyken yüzü,
Ettiği ahları koy verdim ardımda.
-Gün yüzü görmesin kalbiniz-
Şu sıralar hasretini öyle demledim ki içimde
Hiçbir şiir iyi gelmiyor özlemine.
Tarihi geçmiş acılara inat
-Ki silik anılara dönüştü her biri-
Kalbime sıgdırıyorum andıkça seni.
O kara tren,
Kapıma geldi bir gece, hiç beklenmeden.
Koynundaki mezarlığa yerleştirdi
Biraz olsun düşünmeden.
Hoşçakalın masumca inanışlarım ve çok sevmelerim. Zile basıp kaçan çocuk heyecanını yaşatsanız da bana, kolay kandırılır oldunuz hep sol yanımda.
Hoşçakalın her sabah yeniden tazelenip kalbimi sıkıştıran pişmanlıklarım. Artık bırakmalısnız hayatımdaki krallığınızı, yeni çiçeklenmiş umutlarıma.
Hoşçakalın ikiz günlerim, görmek istemiyorum sinsi gölgenizi yanı başımda.
Hoşçakalın pusuda bekleyen ince hesaplı insancıklarım. O pespaye tilkice canınız, girsin cehennemin en dibine.
Hoşçakalın kötü deneyimlerim. İyi birer öğreti oldunuz bana, her gün bir adım daha yaklaşırken sona.
Hoşçakal bir oda dolusu yalnızlığım. Aslında çok güzeldik ikimiz. Ayrılmalıyız ama, daha çok benzemeden Don kişot ve Sanço Panço'ya.
(Ey Hayat!
Uzak tut dağınık gönülleri kalbimden.
Zira ömürlüktür kalbim benim.
Geçit vermez emanet sevgilere.)
İyi dinle beni sevgili,
Uzat kulağının sesini.
Diyorum ki sana;
Bazen o kadar cılız ki güneşın ışınları,
Dibe vurur insan umutsuzluktan.
sen olmazları sevedur,
şiirlerim yağarken geceye
ben çoktan gitmiş olacağım
Kırlangıçlar ülkesine
Karanlıktan korkmuyorum da,
-Güneş ardımda bilirim-
Ama tek başıma savaşmak var ya
işte o acıtıyor canımı.
Yorgun başımı yasladığim tren camından
Bakarken bilinmeze uçan martiýa,
Bitkin bir aşkı birakiyorum, boğazın serin sularına.
Efsunlu sokaklarında geziyorum sonra, şehr-i İstanbul'un.
Limanını arayan ıssız bir gemi gibiyim
Şimdi ben ne yapıyorum biliyor musun?
Oturmuş bir kuytuda yaralarımı ölçüyorum,
Hangisi daha derin diye.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!