" Küle döndüysen yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla..."
Bir mucize oldu bir yerlerde Bir çocuk doğdu belki Belki bir tohum yeşerdi , Kimbilir belki Kuru bir dal filizlendi çorak topraklarda Yaklaşan zemheriye inat Bir gonca gül açtı yüreğimde Adı "Umut"tu.....
""Yanından geçerken pespembe güller atsam kucağına... Sonra da, bana doğru uzattığın, beyaz bir gülü koklasam avuçlarından; Ama asıl, teninin kokusunu hissetmek ister gibi!.... Gözlerin gibi menekşeler versem ..... Ya da Ve bir kırmızı lâle koysam masana... Ya da sarıp gelinteliyle onu, yerleştirsem vazona; Adımı “içine” doldurur gibi ..... Bir kırmızı lâle koysam masana... Bir kırmızı lâle koysam; Ve; ...konuşmasam... "
" Ey gafil insan Mademki peygamber değilsin, ötelerden haber alamıyorsun, sana uyanlar da yok; bu yolda haddini bil, geri kal! Büyük bir velînin arkasından yürü ki, bir gün nefsaniyet kuyusundan çıkıp Hz. Yûsuf gibi bir mâna padişahı olasın. Mademki bir mâna padişahı olamadın, hiç değilse sadık bir kul ol! Mademki gemici değilsin, gemi kullanmaya kalkışma! Mademki alış verişten anlamıyorsun, bu işte olgun değilsin, yalnız başına dükkan açma Nefsanî arzulardan elini yıka, temizle; sonra iyi işler hamurunu açmaya bak!”
" Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, Ne kapanan kapılar, Ne yıldız kayması gecede, Ne ceplerde tren tarifesi, Ne de turna katarı gökte.
" Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim .? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar ..?
" Adabı vardır sevmenin, Tırnaklarını geçirip, Dört elle yapışacaksın senin olan yüreğe.! ! Öyle sıkı tutacaksınki; iç geçirecek cümle alem. Seyirlik sevda yelkeniyle dalgalara inat, Boğulsanda boğuşacaksın...."
" Ayağı kayan bir çocuk kadar şaşkınım Bilemedim düz yolda yürümenin imlasını Kanayan dizlerime bakıp ta Ağlamayı öğrenemediğim gibi Büyülendim ama büyüyemedim Aklım ermedi aynalara ve suya Yüzümü gösterip, kalbimi Neden sakladıklarını öğrenemedim Şaşkınım cahilim ben bu dünyada...."
" Birini güzel olduğu için sevmezsin ki Sen sevdiğin için güzeldir o Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıdır Herkesten başka bakar gözleri Onu özel kılan sensin Senin sevgin... "
" ilmiyle amel etmeyen kişiler Kendi nefsinde denemedikleri şeyi tavsiye edenler Kitap yüklü eşekler gibidir " ********
Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.
Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!
Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.
İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” demiş.
Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.
Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar. İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” demiş.
Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.
Anne-baba şaşkınlık içinde; “Bu mudur yani?” dermişçesine birbirine bakmışlar.
Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.
Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük alimi… Sıradan birisi değil ki…
Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler.
Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor!
Merak etmişler bunun sebebini.
İmam-ı Âzam’a tekrardan rahatsız etmişler ve ona; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşl Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”
" Küle döndüysen yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla..."
Rumi
Bir mucize oldu bir yerlerde
Bir çocuk doğdu belki
Belki bir tohum yeşerdi ,
Kimbilir belki
Kuru bir dal filizlendi çorak topraklarda
Yaklaşan zemheriye inat
Bir gonca gül açtı yüreğimde
Adı "Umut"tu.....
""Yanından geçerken
pespembe güller atsam kucağına...
Sonra da, bana doğru uzattığın,
beyaz bir gülü koklasam avuçlarından;
Ama asıl,
teninin kokusunu hissetmek ister gibi!....
Gözlerin gibi
menekşeler versem
.....
Ya da
Ve bir kırmızı lâle koysam masana...
Ya da sarıp gelinteliyle onu,
yerleştirsem vazona;
Adımı “içine” doldurur gibi
.....
Bir kırmızı lâle koysam masana...
Bir kırmızı lâle koysam;
Ve;
...konuşmasam... "
" Ey gafil insan
Mademki peygamber değilsin,
ötelerden haber alamıyorsun,
sana uyanlar da yok;
bu yolda haddini bil,
geri kal!
Büyük bir velînin arkasından yürü ki,
bir gün nefsaniyet kuyusundan çıkıp
Hz. Yûsuf gibi bir mâna padişahı olasın. Mademki bir mâna padişahı olamadın,
hiç değilse sadık bir kul ol!
Mademki gemici değilsin,
gemi kullanmaya kalkışma!
Mademki alış verişten anlamıyorsun,
bu işte olgun değilsin,
yalnız başına dükkan açma
Nefsanî arzulardan elini yıka, temizle;
sonra iyi işler hamurunu açmaya bak!”
(Mesnevî, 3436-3455. )
" Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık......................."
" Acılarınızın
yerini göstermeyin
sarmayacaklar.............
sizi vuracakları yeri
öğrenmiş olacaklar........."
" Yağmurun, nereye, nasıl ve ne kadar düşeceğine
sahibi karar verir,
bize düşen ıslanmaktır..."
" Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim .?
Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi.
Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar ..?
Ve bir sabah gelirsin
Günışığıyla birlikte odama...
Nergiz mi kokar o an
gül mü...? anlamam...
Karma karışık bir bahar kokusu..
Dolar ciğerlerime..
Menekşe gözlüm....
Yeni bir dünya var ,
anlıyor musun Olric?
Her şeyi geride bırakmak gerekiyor
.Bir sabah kalkacaksın arkana bakmadan.........".
" Adabı vardır sevmenin,
Tırnaklarını geçirip,
Dört elle yapışacaksın senin olan yüreğe.! !
Öyle sıkı tutacaksınki; iç geçirecek cümle alem.
Seyirlik sevda yelkeniyle dalgalara inat,
Boğulsanda boğuşacaksın...."
". Duygular kendi eceli ile ölmez
Mutlaka bir katili vardır...."
" Değmeyen şeyler var hayatta..
Üzülmeye değmeyen ayrılıklar..
Düşünmeye değmeyen anılar..
Ve konuşmaya bile değmeyen insanlar gibi...."
" İnsanlar asıl niyetlerini ve gerçek renklerini 3 ay sonra belli eder...
Kimse 3 aydan daha uzun dayanamaz..
Sabırlı ol ve izle..."
Pacino
" Sizi anlıyorum sayın Kediler
Muhterem köpekler
Saygıdeğer kuşlar
Hepinizi anlıyorum..
Ben de sizin gibiyim
İnsanları çözemiyorum...."
öyle merâsimi de olmaz aşkın,
" mezarı iki kişi kazarsın,
tabuta seni koyarlar..."
Bana en çok hüzün yakıştı
O hüzün ki bana Kal-u belada yapıştı....
" Kalbinde herkesi aynı yere koyamazsın.
Çiçekler büyüsün diye otları yolman gerekir......."
". İçim insanlardan yorgun ,
hep çocuk yanımdan yedim vurgun
Artık içimden konuşup ,
kimse yokken gülüyorum ..."
" Ayağı kayan bir çocuk kadar şaşkınım
Bilemedim düz yolda yürümenin imlasını
Kanayan dizlerime bakıp ta
Ağlamayı öğrenemediğim gibi
Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip, kalbimi
Neden sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım cahilim ben bu dünyada...."
" Biz sevdiklerinizin üstünü
her gece dua ile örteriz..."
" Birini güzel olduğu için sevmezsin ki
Sen sevdiğin için güzeldir o
Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıdır
Herkesten başka bakar gözleri
Onu özel kılan sensin
Senin sevgin... "
". Biri sizi gerçekten sevmißse yanınızda olacak bir yol illa bulur..
Bahaneler sevgisizler içindir..."
" Bu gün "AF" var yüreğimde;
Gözaltına aldığım,
tüm şiirleri serbest bırakıyorum ..."
". Gönül ancak doğruluğuna kesin
inandığı şey ile serinler...."
İbn Arabi
" Ölsen haberi olmayacak,
birisine kırılmamalısın.
Sözleri bir araya getirip Şiir yazmak,
sizi anlamayan kalpte yaşamaktan daha kolaydır......"
". Hikmet ehli derki :
Mutluluk modern zamanların uydurmasıdır...
Eskiler Bahtiyar olmak derlerdi...
Bahtıyla barışık olmak...."
" ilmiyle amel etmeyen kişiler
Kendi nefsinde denemedikleri şeyi tavsiye edenler
Kitap yüklü eşekler gibidir "
********
Çocuğun birisi bal yiyince vücudunda yaralar çıkıyormuş, ama bir türlü bal yemeyi de bırakamıyormuş.
Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile!
Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife Hazretlerine gitmişler.
İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına; “Kırk gün sonra gelin” demiş.
Anne ve baba buna bir anlam veremese de çaresizlik içinde mecburen geri dönmüşler.
Kırk gün geçtikten sonra tekrar Ebu Hanife Hazretlerinin huzuruna varmışlar.
İmam-ı Âzam, çocukla kısa bir görüşme yaptıktan sonra ona; “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” demiş.
Sonra da çocuğun ailesine dönüp; “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş.
Anne-baba şaşkınlık içinde; “Bu mudur yani?” dermişçesine birbirine bakmışlar.
Öyle ya, kırk gün bekleyip de sonunda sadece bir cümle duymak, anlaşılır bir durum değilmiş.
Fakat karşılarındaki zat da devrin en büyük alimi… Sıradan birisi değil ki…
Onun dediği gibi yapmışlar ve evlerine dönmüşler.
Sonraki günlerde bakmışlar ki çocukları artık bal istemiyor!
Merak etmişler bunun sebebini.
İmam-ı Âzam’a tekrardan rahatsız etmişler ve ona; “Efendim, ona bir cümle söylediniz. Nasıl onu baldan vazgeçirebildiniz? Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşl
Gülümseyerek şöyle cevap vermiş İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”
". Stockholm sendromu imiş benimkisi...."
" Acemi bahçıvan, gülün celladı olurmuş, ..."