Sordular ; İkide bir şeytandan Allah'a sığınıyoruz diyoruz Euzubilllahi mineseytanirracim Şeytan kim ? 4 kimlikle karşınıza çıkar şeytan 1- iblis onu herkes bilir.. Ondan daha kötüsü ikincisidir
2- nefs ..iblisten daha tehlikelidir insanın içindeki şeytandır nefs
3- kötü arkadaş ... mutlaka cehenneme götürür Tek çare kaçmak..
4- kötü din adamı...bu hepsinden daha tehlikelidir...diğerleri insanları tek tek cehenneme götürürken kötü din adamı yüzlerce binlerce on binlerce kişiyi cehennemlik eder
" Bize umutlu şiirler lâzım bu ara Çiçeklerden; Çocuklardan, Kuşlardan bahseden.. Hani diyorum şu şairler Hüzün yurduna hiç uğramasa Zaten gönül yorgun Gönül hasret Gelmek bilmeyen bahara.."
Bill Gates'e :"Bu dünyada senden daha zengini var mı?" diye sorulduğunda; -Evet benden daha zengini var, der. -Peki kim bu? diye sorduklarında; -Eğitimimi tamamlayıp Microsoft şirketini kurmaya karar aşamasında bir uçuş öncesinde Newyork havaalanındaydım. Birden gözüme gazete satıcısı ilişti. Elindeki gazetelerinin birindeki başlık ilgilimi çekti. Elimi cebime attım ama hiç bozuk param yoktu. Oradan uzaklaşmak üzere ayrılıyordum ki, siyahi genç birden atılarak: -Beyefendi buyurun gazete benden size hediye olsun, dedi. Ben de ona: -Elimde bozuk param yok, dedim. -Sana ben onu hediye ediyorum, dedi.
Bu olaydan 3 ay sonra yolcuğum aynı hava alanına denk geldi. Gözüm bir gazeteye ilişti. Elimi cebime attım ama yine de bozuk param yoktu. Aynı çocuk geldi: -Gazeteyi al, dedi. Ben de ona: -Oğlum geçen gün aynı durum yaşandı. Sen bu durumla her karşılaştığında insanlara gazeteyi hediyemi ediyorsun? dedim. -Tabi ki... Ben verdiğimde, tüm kalbimle veriyorum. Bu beni mutlu edip rahat kılıyor...
Bil Gates salondakilere der ki: -Bu cümle benim aklımı o kadar kurcaladı ki, acaba çocuk hangi mantık esasına ve hangi hissiyata göre böyle söylüyordu...
19 yıl aradan sonra... Ekonomik gücümün doruğuna ulaşıp, dünyanın en zengin adamı olduğumda... Bu genç delikanlının iyiliğinin karşılığını verebilmek için onu arayıp bulmaları için bir grup oluşturdum... Onlara: - Falan havaalanına gidin ve bana gazete satıcı siyahi genci bulun, dedim.
Bir buçuk ay aradan sonra bir yerde bekçilik yaptığını öğrendim... Ona bir davetiye gönderip ofisimde ağırladım. Ona: -Beni tanıyor musun? diye sordum. -Tabii ki sen Bil Gates'sin, herkes seni tanır. -Hatırlar mısın sen ufakken gazete satıyordun, bende bozuk yoktu ve sen bana gazeteyi hediye ettin. Bunu neden yaptın? -Belli bir nedeni yok. Yalnız birine karşılık beklemeden bir şey verdiğim zaman mutluluk duyuyorum ve beni rahat ve huzurlu kılıyor, dedi.
Ona dedim ki: -Sana iyiliğinin karşılığını vermek istiyorum... Dile benden ne dilersen..!" -Nasıl yani.! -Sana her istediğini vereceğim... Gülerken bana dedi ki: -Ne istersem onu mu, bu doğru mu? -Evet, ne istersen vereceğim... -Size teşekkür ediyorum beyefendi. Fakat hiçbir şeye ihtiyacım yok... -Bir şey istemen lazım, sana iyiliğinin karşılığını misliyle vermek istiyorum... -Sayın Gates, her şeyi yapacak gücün var ama benim iyiliğimin karşılığını veremezsiniz? -Ne demek istiyorsun? Nasıl olur da veremem.! -Seninle benim aramızdaki fark; ben sana yoksulluğumun doruğunda verdim, ama sen zenginliğinin doruğunda bana veriyorsun, bu da durumu telafi etmez... Ama yine de bunu düşünmeniz beni çok mutlu etti... Teşekkür ederim.
Bill Gates konuşmasına devam eder: -İşte o sözü kendisinin benden daha zengin olduğunu hissetmeme neden oldu... Çünkü en makbul verme şekli, senin ihtiyacın var iken vermendir... Çocuğun bana yaptığı da budur...En iyi iyilik de hiç bir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir...
Sıcakta susuzluğu gideren serin bir kaynak... Sensin. Soğuk bir akşamda sıcacık bir çay... Sensin. Uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırladım... Sensin. Kadife akşam, üşümüş omuzlara sarılmak... Sensin. Rüzgar saç tellerine dolandı... Sensin. Güneş yanaklara dokunur, okşar ... Sensin. Pencerelerin dışında yağmur, eğik olarak cama çarpıyor ... Sensin. Ruha dokunan hafif bir hüzün... Sensin. Gökten düşmüş bir yıldızın fısıltısı Sensin. Kar taneleri yüzünü öpüyor Sensin. dün bana aşk değdi Sensin... bir tek seni tanıyorum... bir tek seni özlüyorum... Neredesin..
Biraz tebessüm... Biraz ilgi... Biraz empati... Biraz hatırlanmak... Biraz önemsenmek... Biraz güzellikleri paylaşabilmek... Biraz sevgileri çoğaltabilmek... Biraz kalplere dokunabilmek...
Yaşımı mı sordun bana Çocukluğumu çıkar hesaptan Birkaç uyduruk oyuncak Çerden çöpten çamurdan Tutamadığım gençliğim var benim Boyum ha uzadı ha uzayacak Yetişeceğim akranlarıma Öyle uzak öyle uzak Bir delikanlının gizli bakışı Boynumda al al utangaçlıklar Yetiştimmi kaçan trene Bıraksalar atladı atlayacak Çeyrek asır üstüne eklenen Beşler onlar onbeş, yıllar Pişmanlık desen herkes kadar Hesap etsem keskelerimin sağlamasını İyi ki dediklerim eksik çıkar......
Yaşımı mı sordun bana Saklamaz ki bakışlarım Çizgiler suç ortağım Sacimdaki aklar ilmek gibi dolanır boynuma Sevdiğim kadar yaşlı Sevildiğin kadar genç. Uçan bir balonun arkasından Ağlayacak kadar çocuğum....
" Az gezip dolaştım... surda otururuz burda birer çay içeriz,, şuraya isimlerimizi yazarız,,, Belki biraz kosturmaca oynar kahkalar atarız diye bir hayale daldim.. Biraz yağmurlu bir günde senin özleminde ıslandım .... Belki biraz uzaklara daldim... Derin bir iç çekişle kendime geldim... Sonra ismimizi yazacağımız sahilde ayak izlerini biraktim...."
" Gidenlere izin verin.. Bırakın çıksınlar aklınızdan, yolunuzdan, hayatınızdan.. İzin verin ki; Yer açılsın size gelmek isteyenler için, '' Her gelen gideni aratır '' sözü, sadece bir genellemeden ibarettir. Bazen bir insanda ne kadar değerli olduğunuzu öğrenmek için, Yokluğuyla sizi tehdit edenlerle değil, Varlığıyla sizi mutlu edenlerle yaşamak gerekir."
ÖZLEM olmazsa ne anlamı kalırdı UMUT'ların ?. Yada UMUT 'lar olmasa ÖZLEM denir miydi yürekteki derin sevgiye ?. Gözden uzak olan gönüle daha yakındır bence.. Göz gördüğüne inanır gönül ise gözün görmediğini uzaklarda da olsa hisseder.."
İnsanız işte Birşeylerin değerini ancak kaybedince anlıyoruz.
Hayat bir şekilde yaşanacak .. Hayat dediğin insanların seçimlerinden ibarettir.. Mücadele etmek için sevilmek gerek... Biri iterse diğerine gitmek düşer.....
Sen gülersen İklimi değişir çorak yurdumun Yağmurlar yağar İlk bahar gelir Zefaranda kayısı çiceklerii acar Bademler çağlaya düşer Çiğdemler nergize rengini verir Sen gülersen Kuş göçer ellerime Şiir kokarım Demletirim hüznümü Özlem ateşinde Cayıma Gülüşünle Aysızımdan Ay şahruta Leylim ley geceye Fırat'tan Dicle'ye Sevdasını söylerim Sen gülersen Bir eski zaman filmi oynar Oynaşır çocuklar Düşler koşar sokaklarımızda Büyütürüz Büyürüz Sen gülersen Şiirler sen olur Yazdıkca gülüşünde Siyah beyaz Maviden Esmer kuşlar gecer. Sen gülersen Yeryüzü Bin yıllık kadim hasret Gelir Sarı hüznümde güler. Sen gülersen Bakışında tutuklanır şairler Zülüflerinde Hasrete dem tutar şiirler Ve Vuslatında Gülüşün olurum Mısra mısra Asi ve mavi dem tutarım
" Sevmek... Dedi meczup; Nahif gönüllerin işidir. Kimi bir gülü koklamak için dalı kırar, Gülün canını acıtır. Kimi de kıyamaz,dikeninden tutar, Kendi canını acıtır.."
Ünlü İtalyan dalgıç Enzo Maiorca, Syracuse de denizine daldı ve teknede bulunan kızı Rossana ile konuşuyordu.
Tekneye girmeye hazırlanırken, sırtına hafifçe vuran bir şey hissetti.
Döndüp bakınca bir yunus gördü.
Sonra yunusun oynamak için değil, bir şeyler anlatmak için dokunduğunu fark etti.
Yunus dibe doğru yüzünce Enzo da onu takip etti.
Yaklaşık 12 metre derinlikte, terk edilmiş bir ağa yakalanmış bir başka yunus olduğunu gördü.
Enzo hemen yukarıya yüzüp, kızından dalış bıçaklarını vermesini istedi.
Kısa süre sonra kızıyla birlikte dalıp ağlara takılan yunusu serbest bırakmayı başardılar ve yunus "neredeyse insan çığlığı" (Enzo'yu anlatır) benzeri sesler çıkardı.
(Bir yunus su altında 10 dakikaya kadar kalabilir, sonra boğulur.)
Serbest kalan yunusun yüzeye çıkmasına Enzo, Rosana ve diğer yunus yardım etti.
İşte o zaman bir süprizle daha karşılaştılar: kurtardıkları yunus hamileydi!
Erkek yunus onların etrafında daire çizerek yüzdü ve sonra Enzo'nun önünde durdu, sanki minnettarlıkla yapar gibi yanağına (bir öpücük gibi) dokundu ve sonra ikisi de yüzüp gitti.
Enzo Mallorca bu olayı şu şekilde bir son ifade ile anlatır .
"İnsan, hayvanlar dünyasına saygı duymayı ve onunla konuşmayı öğrenene kadar, dünyadaki gerçek rolünü asla bilemez.
Sordular ;
İkide bir şeytandan Allah'a sığınıyoruz diyoruz
Euzubilllahi mineseytanirracim
Şeytan kim ?
4 kimlikle karşınıza çıkar şeytan
1- iblis onu herkes bilir..
Ondan daha kötüsü ikincisidir
2- nefs ..iblisten daha tehlikelidir insanın içindeki şeytandır nefs
3- kötü arkadaş ... mutlaka cehenneme götürür
Tek çare kaçmak..
4- kötü din adamı...bu hepsinden daha tehlikelidir...diğerleri insanları tek tek cehenneme götürürken kötü din adamı yüzlerce binlerce on binlerce kişiyi cehennemlik eder
" Bize umutlu şiirler lâzım bu ara
Çiçeklerden;
Çocuklardan,
Kuşlardan bahseden..
Hani diyorum şu şairler
Hüzün yurduna hiç uğramasa
Zaten gönül yorgun
Gönül hasret
Gelmek bilmeyen bahara.."
Bill Gates'e :"Bu dünyada senden daha zengini var mı?" diye sorulduğunda;
-Evet benden daha zengini var, der.
-Peki kim bu? diye sorduklarında;
-Eğitimimi tamamlayıp Microsoft şirketini kurmaya karar aşamasında bir uçuş öncesinde Newyork havaalanındaydım. Birden gözüme gazete satıcısı ilişti. Elindeki gazetelerinin birindeki başlık ilgilimi çekti. Elimi cebime attım ama hiç bozuk param yoktu. Oradan uzaklaşmak üzere ayrılıyordum ki, siyahi genç birden atılarak:
-Beyefendi buyurun gazete benden size hediye olsun, dedi.
Ben de ona:
-Elimde bozuk param yok, dedim.
-Sana ben onu hediye ediyorum, dedi.
Bu olaydan 3 ay sonra yolcuğum aynı hava alanına denk geldi.
Gözüm bir gazeteye ilişti. Elimi cebime attım ama yine de bozuk param yoktu. Aynı çocuk geldi:
-Gazeteyi al, dedi.
Ben de ona:
-Oğlum geçen gün aynı durum yaşandı. Sen bu durumla her karşılaştığında insanlara gazeteyi hediyemi ediyorsun? dedim.
-Tabi ki... Ben verdiğimde, tüm kalbimle veriyorum. Bu beni mutlu edip rahat kılıyor...
Bil Gates salondakilere der ki:
-Bu cümle benim aklımı o kadar kurcaladı ki, acaba çocuk hangi mantık esasına ve hangi hissiyata göre böyle söylüyordu...
19 yıl aradan sonra... Ekonomik gücümün doruğuna ulaşıp, dünyanın en zengin adamı olduğumda... Bu genç delikanlının iyiliğinin karşılığını verebilmek için onu arayıp bulmaları için bir grup oluşturdum...
Onlara:
- Falan havaalanına gidin ve bana gazete satıcı siyahi genci bulun, dedim.
Bir buçuk ay aradan sonra bir yerde bekçilik yaptığını öğrendim... Ona bir davetiye gönderip ofisimde ağırladım. Ona:
-Beni tanıyor musun? diye sordum.
-Tabii ki sen Bil Gates'sin, herkes seni tanır.
-Hatırlar mısın sen ufakken gazete satıyordun, bende bozuk yoktu ve sen bana gazeteyi hediye ettin. Bunu neden yaptın?
-Belli bir nedeni yok. Yalnız birine karşılık beklemeden bir şey verdiğim zaman mutluluk duyuyorum ve beni rahat ve huzurlu kılıyor, dedi.
Ona dedim ki:
-Sana iyiliğinin karşılığını vermek istiyorum... Dile benden ne dilersen..!"
-Nasıl yani.!
-Sana her istediğini vereceğim...
Gülerken bana dedi ki:
-Ne istersem onu mu, bu doğru mu?
-Evet, ne istersen vereceğim...
-Size teşekkür ediyorum beyefendi. Fakat hiçbir şeye ihtiyacım yok...
-Bir şey istemen lazım, sana iyiliğinin karşılığını misliyle vermek istiyorum...
-Sayın Gates, her şeyi yapacak gücün var ama benim iyiliğimin karşılığını veremezsiniz?
-Ne demek istiyorsun? Nasıl olur da veremem.!
-Seninle benim aramızdaki fark; ben sana yoksulluğumun doruğunda verdim, ama sen zenginliğinin doruğunda bana veriyorsun, bu da durumu telafi etmez... Ama yine de bunu düşünmeniz beni çok mutlu etti... Teşekkür ederim.
Bill Gates konuşmasına devam eder:
-İşte o sözü kendisinin benden daha zengin olduğunu hissetmeme neden oldu...
Çünkü en makbul verme şekli, senin ihtiyacın var iken vermendir... Çocuğun bana yaptığı da budur...En iyi iyilik de hiç bir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir...
" Yağmur başlayınca kaçtım,
Köz başında evime ulaştım,
Seninle öyle değildi oysa,
Bir zamanlar sırılsıklam ıslandım.."
Güllerde aradım
Yakan buseni....
".. İyileşmek mi ?
Ama ben hasta değilim ki .
Kırık döküğüm ..
Aynı şey değil ,
anlıyor musunuz ...?.."..
Kahlo
Sıcakta susuzluğu gideren serin bir kaynak...
Sensin.
Soğuk bir akşamda sıcacık bir çay...
Sensin.
Uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırladım...
Sensin.
Kadife akşam, üşümüş omuzlara sarılmak...
Sensin.
Rüzgar saç tellerine dolandı...
Sensin.
Güneş yanaklara dokunur, okşar ...
Sensin.
Pencerelerin dışında yağmur, eğik olarak cama çarpıyor ...
Sensin.
Ruha dokunan hafif bir hüzün...
Sensin.
Gökten düşmüş bir yıldızın fısıltısı
Sensin.
Kar taneleri yüzünü öpüyor
Sensin.
dün bana aşk değdi
Sensin...
bir tek seni tanıyorum...
bir tek seni özlüyorum...
Neredesin..
©Elena Vinogradova
Neydi mutluluk ?
Biraz tebessüm...
Biraz ilgi...
Biraz empati...
Biraz hatırlanmak...
Biraz önemsenmek...
Biraz güzellikleri paylaşabilmek...
Biraz sevgileri çoğaltabilmek...
Biraz kalplere dokunabilmek...
"Şimdi bazı şeyleri suskunlukla geçiştireceğim..."
"...Bazı şeyleri mi, yoksa çoğu şeyleri mi bilmiyorum ama susmak en iyisi bundan sonra..."
Yaşımı mı sordun bana
Çocukluğumu çıkar hesaptan
Birkaç uyduruk oyuncak
Çerden çöpten çamurdan
Tutamadığım gençliğim var benim
Boyum ha uzadı ha uzayacak
Yetişeceğim akranlarıma
Öyle uzak öyle uzak
Bir delikanlının gizli bakışı
Boynumda al al utangaçlıklar
Yetiştimmi kaçan trene
Bıraksalar atladı atlayacak
Çeyrek asır üstüne eklenen
Beşler onlar onbeş, yıllar
Pişmanlık desen herkes kadar
Hesap etsem keskelerimin sağlamasını
İyi ki dediklerim eksik çıkar......
Yaşımı mı sordun bana
Saklamaz ki bakışlarım
Çizgiler suç ortağım
Sacimdaki aklar ilmek gibi dolanır boynuma
Sevdiğim kadar yaşlı
Sevildiğin kadar genç.
Uçan bir balonun arkasından
Ağlayacak kadar çocuğum....
" Az gezip dolaştım...
surda otururuz burda birer çay içeriz,,
şuraya isimlerimizi yazarız,,,
Belki biraz kosturmaca oynar kahkalar atarız diye bir hayale daldim..
Biraz yağmurlu bir günde senin özleminde ıslandım ....
Belki biraz uzaklara daldim...
Derin bir iç çekişle kendime geldim...
Sonra ismimizi yazacağımız sahilde ayak izlerini biraktim...."
" Neydi hüzün...?
Güneşin batışı, gecenin doğuşu mu.. ?
Sessiz bir ayrılık
ya da sonsuzluğa yolculuk mu?
Hüzün neydi....?..."
" Adres aramakla uğraşmam ben.
bir bakmışım yüreğinden konum gelmiş,
kalbine düşmüşüm,
İnancım gereği
yürekten gelen sese
İcabet caiz ... "
Suçluyduk.....
Elini vicdanına koymayan insanları
Kalbimize koyduk...
Esekten düşen iflah olmazmış..
Mutlaka bir yeri kırılırmış...
Ulan ortopedi servisinden çıkamıyoruz....
" Gönül dediğin Can Evinin Beytü-l Haram'ıdır..
Her Lebbeyk diyeni
Makam-ı İbrahim'e buyur edemezsin..."
İnsan sevdiklerini bir kalemde silmez...
Herkesin yanlış yapma hakkı vardır...
Neticede insanız..
Ben 3 yanlışa kadar izin veririm.
3 ü geçiyorsa kasıt ararım..
Sonra....
Sonrası yok
Herkes takar sepetini koluna
Gider kendi yoluna....
" Gidenlere izin verin..
Bırakın çıksınlar aklınızdan, yolunuzdan, hayatınızdan..
İzin verin ki; Yer açılsın size gelmek isteyenler için,
'' Her gelen gideni aratır '' sözü, sadece bir genellemeden ibarettir.
Bazen bir insanda ne kadar değerli olduğunuzu öğrenmek için,
Yokluğuyla sizi tehdit edenlerle değil,
Varlığıyla sizi mutlu edenlerle yaşamak gerekir."
ÖZLEM olmazsa ne anlamı kalırdı UMUT'ların ?.
Yada UMUT 'lar olmasa ÖZLEM denir miydi
yürekteki derin sevgiye ?.
Gözden uzak olan gönüle daha yakındır bence..
Göz gördüğüne inanır
gönül ise gözün görmediğini uzaklarda da olsa hisseder.."
İnsanız işte
Birşeylerin değerini ancak kaybedince anlıyoruz.
Hayat bir şekilde yaşanacak ..
Hayat dediğin insanların seçimlerinden ibarettir..
Mücadele etmek için sevilmek gerek...
Biri iterse diğerine gitmek düşer.....
İtilmise döndük....
Sen gülersen
İklimi değişir çorak yurdumun
Yağmurlar yağar
İlk bahar gelir
Zefaranda kayısı çiceklerii acar
Bademler çağlaya düşer
Çiğdemler nergize rengini verir
Sen gülersen
Kuş göçer ellerime
Şiir kokarım
Demletirim hüznümü
Özlem ateşinde
Cayıma
Gülüşünle
Aysızımdan
Ay şahruta
Leylim ley geceye
Fırat'tan
Dicle'ye
Sevdasını söylerim
Sen gülersen
Bir eski zaman filmi oynar
Oynaşır çocuklar
Düşler koşar sokaklarımızda
Büyütürüz
Büyürüz
Sen gülersen
Şiirler sen olur
Yazdıkca gülüşünde
Siyah beyaz
Maviden
Esmer kuşlar gecer.
Sen gülersen
Yeryüzü
Bin yıllık kadim hasret
Gelir
Sarı hüznümde güler.
Sen gülersen
Bakışında tutuklanır şairler
Zülüflerinde
Hasrete dem tutar şiirler
Ve
Vuslatında
Gülüşün olurum
Mısra mısra
Asi ve mavi dem tutarım
" Sevmek...
Dedi meczup;
Nahif gönüllerin işidir.
Kimi bir gülü koklamak için dalı kırar,
Gülün canını acıtır.
Kimi de kıyamaz,dikeninden tutar,
Kendi canını acıtır.."
" Kırgınlık neyse de...
Yürek soğuyor o kötü..."
Eroğlu
İnsanlara güvenmezsen “güvensiz”derler,
Ama “bir zamanlar inanmış” demezler..
Duygularını saklarsan “duygusuz” derler,
Ama “çok kırılmış” demezler..
İsyan edersen “öfkeli” derler,
Ama “haksızlığa uğramış” demezler..
İnsanlar "sebepleri merak etmezler"
çünkü hep "kolayı" seçerler.....
" Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, Bahçeleriniz bahar görmesin… "
Arif
" Kimseyi ruhunla kucaklaşmaya zorlama
Sevgi din gibidir onda da zorlama yoktur..."
Rumî
" Sevgi kusurları yok etmez,
onları da kabul eder.
Bir insanı hiçbir sebep yokken yüreğinde sıcacık hissediyorsanız,
işte bu gerçek sevgidir..."
“ Mutlu hisset,
Güzel olan ne varsa yaşa,
Hayırlısını dile,
Tebessümü eksik etme,..."
Bu hayatın yükünü
Kalbimde taşıyamam
Ömrümün bir gününü
Sevgisiz yaşayamam
Ünlü İtalyan dalgıç Enzo Maiorca, Syracuse de denizine daldı ve teknede bulunan kızı Rossana ile konuşuyordu.
Tekneye girmeye hazırlanırken, sırtına hafifçe vuran bir şey hissetti.
Döndüp bakınca bir yunus gördü.
Sonra yunusun oynamak için değil, bir şeyler anlatmak için dokunduğunu fark etti.
Yunus dibe doğru yüzünce Enzo da onu takip etti.
Yaklaşık 12 metre derinlikte, terk edilmiş bir ağa yakalanmış bir başka yunus olduğunu gördü.
Enzo hemen yukarıya yüzüp, kızından dalış bıçaklarını vermesini istedi.
Kısa süre sonra kızıyla birlikte dalıp ağlara takılan yunusu serbest bırakmayı başardılar ve yunus "neredeyse insan çığlığı" (Enzo'yu anlatır) benzeri sesler çıkardı.
(Bir yunus su altında 10 dakikaya kadar kalabilir, sonra boğulur.)
Serbest kalan yunusun yüzeye çıkmasına Enzo, Rosana ve diğer yunus yardım etti.
İşte o zaman bir süprizle daha karşılaştılar: kurtardıkları yunus hamileydi!
Erkek yunus onların etrafında daire çizerek yüzdü ve sonra Enzo'nun önünde durdu, sanki minnettarlıkla yapar gibi yanağına (bir öpücük gibi) dokundu ve sonra ikisi de yüzüp gitti.
Enzo Mallorca bu olayı şu şekilde bir son ifade ile anlatır .
"İnsan, hayvanlar dünyasına saygı duymayı ve onunla konuşmayı öğrenene kadar, dünyadaki gerçek rolünü asla bilemez.
Okullarda sevmek ve utanmak dersleri de olmalı..
Çünkü hiç kimse ne utanmanın kalfası
Ne de sevmenin ustası