'...teselli kabul etmez bir halde olduğunu anlıyordum...Tutunacak hiç bir şeyi kalmamıştı...Büyük kederlerin o kuvvetli ve ani sirayetiyle,gayriihtiyari,kendimi onun yerine koyuyor,ben de teselliye muhtaç bir hale geliyordum...Gözümün önünde bir insan dağılıyor...İçtimai köklerinden kopunca mevhum ferdi şahsiyetimizin bir anda nasıl kuruyuverdiğini,soluverdiğini görüyorum...Yalnız içtimai değil,aynı zamanda beşeri,mistik ve ilahi bağları da çözülen insanın bu perişanlığı bana ibret,merhamet,nefret ve dehşet veriyor...İçimizde sıraya dizilen sayısız benliklerimiz ipi kopmuş bir tespih gibi nasıl dağılıveriyorlar! Kainatın ahenginde bir muvazene unsuru olmaktan çıktığımız vakit,muhitimizle ve mevcudatın ruhiyle münasebetimizi kaybettiğmiz vakit,bir maddeden ötekine konan ve fasılalarla ısınıp soğuyan vefasız ve serseri muhabbetler içinde sendelediğimiz vakit,birdenbire ayağımız nasıl kayıyor,böyle nasıl yuvarlanıyor ve dinmeyen göz yaşlariyle nasıl ağlıyoruz! '
'...bu gülümseyen gözlerde -pek çok insanda gördüğümüzün aksine- yalnız kendisine karşı bir istihza manası sezilirdi; bizim üzerimizde ise,bu gözler,sevdiklerini nazarlarıyla birer birer okşamadan göremiyormuş gibi ancak bir buse halinde dolaşırdı...'
'...ikinci kez izlemeye,o yarattığı büyüyü tekrar yakalayamam diye korktugum ama tüm cesaretimle aylar sonra izlediğim ve aynı şekilde etkilendigim film...Özellikle de sonu...Ne kadar alışmışız türk filmlerinden mutlu sonların trenden inip kucaklaşmayla yahut en azından camdan el sallamayla gerçekleşmesine...Halbuki asıl mutlu son burda gizli...Aşka olan güvenin içinde...'
-Bunu söylemediğime pişman olabilirim...Düşün şimdi,bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş...Hayatın monotonlaşmaya başlıyor,kocandan sıkılıyorsun...İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun...Ben de onlardan biriyim...Farzet ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun...Şimdi benimle burda trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim...
'...şüphesiz,Meroveli'ler devrine ait bir geçmişten çıkıp da etrafımda,eski tarihin akislerini dolaştıran bu parlak renk ve ziya oyunlarında hoşuma giden bir taraf vardı...Fakat,diğer taraftan,baştan başa kendi benliğimle doldurmuş ve içinde kendi benliğimden başka bir şey görmek itiyadını kaybetmiş olduğum bir odaya,esrar ve güzelliğin bu haksız sokuluşundan da tarifi güç bir huzursuzluk duyuyordum...Zira,böylece itiyadın uyuşturucu tesiri dağılıyor ve ben -ne fena şey- yeniden düşünmeğe,hissetmeğe başlıyordum...'
'...hele,Swann'ın zavallı kızı hakkında belirttiği ilgi ve iyilik duyguları,bu müşkül durumda ona bir şeref verici himaye gibi gelmişti ve bu o kadar kıymetli,o kadar nadide bir himayeydi ki,bunun karını hemen gerçekleştireceği yerde,ondan mücerret bir hak mefhumu gibi platonik bir tarzda ve manen faydalanmağı daha tatlı buluyordu...'
'...teselli kabul etmez bir halde olduğunu anlıyordum...Tutunacak hiç bir şeyi kalmamıştı...Büyük kederlerin o kuvvetli ve ani sirayetiyle,gayriihtiyari,kendimi onun yerine koyuyor,ben de teselliye muhtaç bir hale geliyordum...Gözümün önünde bir insan dağılıyor...İçtimai köklerinden kopunca mevhum ferdi şahsiyetimizin bir anda nasıl kuruyuverdiğini,soluverdiğini görüyorum...Yalnız içtimai değil,aynı zamanda beşeri,mistik ve ilahi bağları da çözülen insanın bu perişanlığı bana ibret,merhamet,nefret ve dehşet veriyor...İçimizde sıraya dizilen sayısız benliklerimiz ipi kopmuş bir tespih gibi nasıl dağılıveriyorlar! Kainatın ahenginde bir muvazene unsuru olmaktan çıktığımız vakit,muhitimizle ve mevcudatın ruhiyle münasebetimizi kaybettiğmiz vakit,bir maddeden ötekine konan ve fasılalarla ısınıp soğuyan vefasız ve serseri muhabbetler içinde sendelediğimiz vakit,birdenbire ayağımız nasıl kayıyor,böyle nasıl yuvarlanıyor ve dinmeyen göz yaşlariyle nasıl ağlıyoruz! '
'...sizi seviyorum; nedenini sormayın; akıl,mantık,Aşk'a kılavuz olsa da,sırdaş olamamıştır asla...'
'...bu gülümseyen gözlerde -pek çok insanda gördüğümüzün aksine- yalnız kendisine karşı bir istihza manası sezilirdi; bizim üzerimizde ise,bu gözler,sevdiklerini nazarlarıyla birer birer okşamadan göremiyormuş gibi ancak bir buse halinde dolaşırdı...'
'...ikinci kez izlemeye,o yarattığı büyüyü tekrar yakalayamam diye korktugum ama tüm cesaretimle aylar sonra izlediğim ve aynı şekilde etkilendigim film...Özellikle de sonu...Ne kadar alışmışız türk filmlerinden mutlu sonların trenden inip kucaklaşmayla yahut en azından camdan el sallamayla gerçekleşmesine...Halbuki asıl mutlu son burda gizli...Aşka olan güvenin içinde...'
-Bunu söylemediğime pişman olabilirim...Düşün şimdi,bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş...Hayatın monotonlaşmaya başlıyor,kocandan sıkılıyorsun...İşte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun...Ben de onlardan biriyim...Farzet ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun...Şimdi benimle burda trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim...
'He did not play the violin; he became the violin.'
Bruno Walter
'...şüphesiz,Meroveli'ler devrine ait bir geçmişten çıkıp da etrafımda,eski tarihin akislerini dolaştıran bu parlak renk ve ziya oyunlarında hoşuma giden bir taraf vardı...Fakat,diğer taraftan,baştan başa kendi benliğimle doldurmuş ve içinde kendi benliğimden başka bir şey görmek itiyadını kaybetmiş olduğum bir odaya,esrar ve güzelliğin bu haksız sokuluşundan da tarifi güç bir huzursuzluk duyuyordum...Zira,böylece itiyadın uyuşturucu tesiri dağılıyor ve ben -ne fena şey- yeniden düşünmeğe,hissetmeğe başlıyordum...'
einsamer hirte...
'...hele,Swann'ın zavallı kızı hakkında belirttiği ilgi ve iyilik duyguları,bu müşkül durumda ona bir şeref verici himaye gibi gelmişti ve bu o kadar kıymetli,o kadar nadide bir himayeydi ki,bunun karını hemen gerçekleştireceği yerde,ondan mücerret bir hak mefhumu gibi platonik bir tarzda ve manen faydalanmağı daha tatlı buluyordu...'
a morning in cornwall...