Kulak çınlaması veya iç ses duyma durumu hadis kaynaklarında doğrudan bir hastalık değil, manevi bir hatırlatıcı (salavat getirme vesilesi) olarak değerlendirilir. Taberânî'de geçen bir rivayette, kulak çınladığında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) anılması ve salavat getirilmesi tavsiye edilmiştir. Hadis ve İslamî Bakış Açısıyla Ses Duyma: Kulak Çınlaması ve Salavat: Hadise göre; "Sizden birinizin kulağı çınladığı zaman beni hatırlasın, bana salavat getirsin ve 'Zekerallahu bihayrin men zekerani bih' (Beni ananı Allah da hayırla ansın) desin" buyrulmuştur. İç Sesler ve Vesvese: Maneviyat ilminde kalbe gelen hoş olmayan sesler veya vesveseler genellikle "nefsi" veya "şeytani" olarak sınıflandırılır. Bu tür durumlar için kişi, kalbini Allah'ın zikriyle meşgul etmeli ve sığınmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), vesveseyi şeytanın imanı güçlü olanlara musallat olduğu bir hile olarak tanımlamış, "Bu, imanın ta kendisidir" (Müslim, Îmân 211) buyurarak korkulacak bir şey olmadığını vurgulamıştır. Vesvese geldiğinde, Allah'a sığınılmasını, "Âmentü billahi ve rusulihî" (Allah'a ve peygamberlerine inandım) denilmesini ve o düşünceyle meşgul olunmayıp son verilmesini tavsiye etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı +3 Vesvese Hakkında Hadisler ve Tavsiyeler: İmanın İşaretidir: Sahabeler kalplerine gelen çirkin vesveselerden korktuklarında, Efendimiz (s.a.v.) bunun "apaçık iman" olduğunu ifade ederek, boş kalplere şeytanın hırsızlık yapmayacağını (yani müminin kalbini hedef aldığını) belirtmiştir. Kurtulma Yolu: Vesvese geldiğinde derhal Allah'a sığınılması (Eûzü billahi mineşşeytânirracîm), konunun üzerinde durulmayıp zikir, salavat veya iş ile meşgul olunması gerektiğini bildirmiştir. İmanla Cevap Verin: Şeytanın Allah'ı kim yarattı gibi sorularına karşı, "Allah'a ve peygamberlerine inandım" denilmesini tavsiye etmiştir.
Evet, Kur'an okumak en faziletli zikirlerden biridir. Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisini "zikir" (Allah'ı hatırlatan) olarak niteler ve Allah'ı anmanın, O'nun kelamını okumak, anlamak ve emirlerini hatırlamak yoluyla yapılması en temel zikir ibadeti olarak kabul edilir.
Güneş sadece o pencereye vurmuştu Sevdiği bir şey vardı bizi menettiği konuya dair Yabancı ülkelerde olabilecek tarzda bir manzarası vardı evin Çocukların her zaman oynadığı gibi değildi suların rengi Büyük bir içki şişesi duruyordu yolun ortasında sanki Konu bu değildi aslında luneparkta Konu bu değildi belki gerçekten bugün geçtiğim sokakta Konu buydu dünkü ağlamaklı bakışımdan sonra Biri resmi satın aldı gezdiğim diğer sergiden hemen sonra Unutmamanı isterdim bugünü yanımda Muslukçunun markasına kafayı takan ünlüleri okuduğum uzun yıllar öncesinden sonra Tartışan birileri vardı yolun başında
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın" sözü yaygın olarak hadis sanılsa da, aslında Amr bin As'ın (r.a.) sözü veya hikmetli bir özdeyiş olarak kabul edilir. İslam'da çalışmak, el emeğiyle helal kazanç sağlamak farzdır. Dünya ve Ahiret Dengesi: İslami kaynaklarda dünya için çalışırken ahireti, ahiret için çalışırken dünyayı ihmal etmemek esastır. Akıllı Kişinin Çalışması: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası (ahiret) için çalışandır" hadisi, doğru çalışma motivasyonunu vurgular. Helal Kazanç: Kişinin kendi el emeğiyle geçimini sağlaması teşvik edilir. Facebook Facebook +3 Not: Kur'an-ı Kerim'de, "Allah'ın sana verdiği servet ile ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma..." (Kasas, 28/77) ayeti bu konudaki temel prensibi belirler.
"Yüce Tanrı, Türk ülkelerine ve milletine bir peygamber gönderme gereği duymamıştır. Çünkü Türk milleti İslamiyetten çok zaman önce vahdaniyet inancına sahipti ve hiçbir devirde ahlak yapısını bir peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmedi. İnsanoğlunun yaptığı putlara tapınmadı. (..) Biliyorsunuz ki biz Türkler, İslamiyeti vahdaniyet inancı getirdiği için kabul ettik ve onun dünyaya yayılmasını kafa ve kılıcımızla biz sağladık. Eğer Türkler Müslüman olmasaydı, İslamiyet, Musevilik gibi göksel bir din olarak kalırdı. İslam âlemine bu gerçeği anlatmak gerekir. Araplar, topraklarına üç semavi din peygamberinin gelmesiyle övünürler ve üstünlük iddia ederler. Bizi de böyle bir nasipten mahrum olduğumuz için küçümserler. Aslında bu bizim ahlak ve insanlık benliğimizi, hiçbir devirde bir peygambere muhtaç olmayacak kadar kaybetmemiş olmamızın ilahi takdir ve tasdiğidir. Çünkü hangi peygamberin nerede doğru yolu gösterme vazifesi alacağı Tanrı'nın takdiridir." Atatürk (Düşünce ve Davranışlarıyla Atatürk)
Hz. Muhammed'in (sav) karakteri, ahlakı ve yaşantısı Kur'an-ı Kerim'in yaşayan bir tefsiri olarak kabul edilir. Hz. Aişe'nin, "Onun ahlakı Kur'an idi" ifadesiyle (Müslim, Müsâfirîn, 139) peygamberin Kur'an emirlerini bizzat karakterine yansıttığı vurgulanır. O, emin (güvenilir), adil, merhametli ve tevazu sahibi bir önderdir. Peygamberimizin Karakterine Dair Temel Özellikler (Hadis ve Siyer): Güvenilirlik ve Adalet: Muhammedü'l-Emîn olarak bilinirdi. Düşmanlarına bile adaletle hükmederdi. Ahlak ve Merhamet: "Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Kadınlara, çocuklara ve yaşlılara karşı çok hassastı. Tevazu: Kendisine "Ey Allah'ın elçisi" diye hitap edildiğinde bile, "Ben bir kulun oğluyum" diyerek sıradan bir insan gibi yaşardı. Yaşayan Kur'an: Karakteri, Kur'an-ı Kerim'in ahlaki ilkelerinin somutlaşmış halidir.
Bahsettiğiniz ifade, Hz. Aişe'ye (r.a.) yöneltilen bir soru üzerine verdiği meşhur cevabı işaret etmektedir. Hz. Aişe'ye Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ahlakı sorulduğunda, o şu cevabı vermiştir: "Onun ahlakı Kur'an'dı." (Müslim, Müsâfirîn, 139). Bu hadis-i şerifin anlamı ve kapsamı şöyledir: Canlı Kur'an: Peygamberimiz, Kur'an-ı Kerim'in emir ve yasaklarını bizzat kendi hayatına tatbik ederek "yaşayan bir Kur'an" olmuştur. Ahlaki Mükemmellik: Kur'an'ın övdüğü tüm güzel huylar onda toplanmış, Kur'an'ın yerdiği tüm kötü huylardan da o uzak durmuştur.
Bilmiyorum;
örn -
CENNETE İNANAN BİRİ NEDEN HER NEFESİ İÇİN EL HAKİM DEMEZ ?
Der bence... bence ben zaten diyorum.
Bir de böyle diyorum.
Kulak çınlaması veya iç ses duyma durumu hadis kaynaklarında doğrudan bir hastalık değil, manevi bir hatırlatıcı (salavat getirme vesilesi) olarak değerlendirilir. Taberânî'de geçen bir rivayette, kulak çınladığında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) anılması ve salavat getirilmesi tavsiye edilmiştir.
Hadis ve İslamî Bakış Açısıyla Ses Duyma:
Kulak Çınlaması ve Salavat: Hadise göre; "Sizden birinizin kulağı çınladığı zaman beni hatırlasın, bana salavat getirsin ve 'Zekerallahu bihayrin men zekerani bih' (Beni ananı Allah da hayırla ansın) desin" buyrulmuştur.
İç Sesler ve Vesvese: Maneviyat ilminde kalbe gelen hoş olmayan sesler veya vesveseler genellikle "nefsi" veya "şeytani" olarak sınıflandırılır. Bu tür durumlar için kişi, kalbini Allah'ın zikriyle meşgul etmeli ve sığınmalıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), vesveseyi şeytanın imanı güçlü olanlara musallat olduğu bir hile olarak tanımlamış, "Bu, imanın ta kendisidir" (Müslim, Îmân 211) buyurarak korkulacak bir şey olmadığını vurgulamıştır. Vesvese geldiğinde, Allah'a sığınılmasını, "Âmentü billahi ve rusulihî" (Allah'a ve peygamberlerine inandım) denilmesini ve o düşünceyle meşgul olunmayıp son verilmesini tavsiye etmiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı
+3
Vesvese Hakkında Hadisler ve Tavsiyeler:
İmanın İşaretidir: Sahabeler kalplerine gelen çirkin vesveselerden korktuklarında, Efendimiz (s.a.v.) bunun "apaçık iman" olduğunu ifade ederek, boş kalplere şeytanın hırsızlık yapmayacağını (yani müminin kalbini hedef aldığını) belirtmiştir.
Kurtulma Yolu: Vesvese geldiğinde derhal Allah'a sığınılması (Eûzü billahi mineşşeytânirracîm), konunun üzerinde durulmayıp zikir, salavat veya iş ile meşgul olunması gerektiğini bildirmiştir.
İmanla Cevap Verin: Şeytanın Allah'ı kim yarattı gibi sorularına karşı, "Allah'a ve peygamberlerine inandım" denilmesini tavsiye etmiştir.
Yani insanın Allah'ı bu şekilde "anmasıyla"
Allah hepimizi bu açıdan "yarattı" demesi aynı şey olmadığından
zihinsel sınırsal konumumu bu açıdan da çözmüş olduğu düşünülebilir bence.
Evet, Kur'an okumak en faziletli zikirlerden biridir. Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisini "zikir" (Allah'ı hatırlatan) olarak niteler ve Allah'ı anmanın, O'nun kelamını okumak, anlamak ve emirlerini hatırlamak yoluyla yapılması en temel zikir ibadeti olarak kabul edilir.
sanat insanı tekrar tekrar kim olduğunu sormaya yöneltebilir
oysa ki bu açıdan bunu binlerce kez yapmasan da olur
Allah ne yaptığını, kim olduğunu bilir
SANATTAN BİR İZ
Güneş sadece o pencereye vurmuştu
Sevdiği bir şey vardı bizi menettiği konuya dair
Yabancı ülkelerde olabilecek tarzda bir manzarası vardı evin
Çocukların her zaman oynadığı gibi değildi suların rengi
Büyük bir içki şişesi duruyordu yolun ortasında sanki
Konu bu değildi aslında luneparkta
Konu bu değildi belki gerçekten bugün geçtiğim sokakta
Konu buydu dünkü ağlamaklı bakışımdan sonra
Biri resmi satın aldı gezdiğim diğer sergiden hemen sonra
Unutmamanı isterdim bugünü yanımda
Muslukçunun markasına kafayı takan ünlüleri okuduğum uzun yıllar öncesinden sonra
Tartışan birileri vardı yolun başında
İslam ahlakı ve yaşantısına dair rehber niteliğinde üç hadis-i şerif şöyledir:
"Din nasihattır (samimiyettir)." (Müslim, Îmân, 95).
"İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez." (Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16).
"Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." (Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6).
Bu hadisler, samimiyet, merhamet ve kolaylaştırma ilkelerini vurgular.
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın" sözü yaygın olarak hadis sanılsa da, aslında Amr bin As'ın (r.a.) sözü veya hikmetli bir özdeyiş olarak kabul edilir. İslam'da çalışmak, el emeğiyle helal kazanç sağlamak farzdır.
Dünya ve Ahiret Dengesi: İslami kaynaklarda dünya için çalışırken ahireti, ahiret için çalışırken dünyayı ihmal etmemek esastır.
Akıllı Kişinin Çalışması: "Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası (ahiret) için çalışandır" hadisi, doğru çalışma motivasyonunu vurgular.
Helal Kazanç: Kişinin kendi el emeğiyle geçimini sağlaması teşvik edilir.
Facebook
Facebook
+3
Not: Kur'an-ı Kerim'de, "Allah'ın sana verdiği servet ile ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma..." (Kasas, 28/77) ayeti bu konudaki temel prensibi belirler.
"Yüce Tanrı, Türk ülkelerine ve milletine bir peygamber gönderme gereği duymamıştır. Çünkü Türk milleti İslamiyetten çok zaman önce vahdaniyet inancına sahipti ve hiçbir devirde ahlak yapısını bir peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmedi. İnsanoğlunun yaptığı putlara tapınmadı. (..) Biliyorsunuz ki biz Türkler, İslamiyeti vahdaniyet inancı getirdiği için kabul ettik ve onun dünyaya yayılmasını kafa ve kılıcımızla biz sağladık. Eğer Türkler Müslüman olmasaydı, İslamiyet, Musevilik gibi göksel bir din olarak kalırdı. İslam âlemine bu gerçeği anlatmak gerekir. Araplar, topraklarına üç semavi din peygamberinin gelmesiyle övünürler ve üstünlük iddia ederler. Bizi de böyle bir nasipten mahrum olduğumuz için küçümserler. Aslında bu bizim ahlak ve insanlık benliğimizi, hiçbir devirde bir peygambere muhtaç olmayacak kadar kaybetmemiş olmamızın ilahi takdir ve tasdiğidir. Çünkü hangi peygamberin nerede doğru yolu gösterme vazifesi alacağı Tanrı'nın takdiridir."
Atatürk (Düşünce ve Davranışlarıyla Atatürk)
Hz. Muhammed'in (sav) karakteri, ahlakı ve yaşantısı Kur'an-ı Kerim'in yaşayan bir tefsiri olarak kabul edilir. Hz. Aişe'nin, "Onun ahlakı Kur'an idi" ifadesiyle (Müslim, Müsâfirîn, 139) peygamberin Kur'an emirlerini bizzat karakterine yansıttığı vurgulanır. O, emin (güvenilir), adil, merhametli ve tevazu sahibi bir önderdir.
Peygamberimizin Karakterine Dair Temel Özellikler (Hadis ve Siyer):
Güvenilirlik ve Adalet: Muhammedü'l-Emîn olarak bilinirdi. Düşmanlarına bile adaletle hükmederdi.
Ahlak ve Merhamet: "Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Kadınlara, çocuklara ve yaşlılara karşı çok hassastı.
Tevazu: Kendisine "Ey Allah'ın elçisi" diye hitap edildiğinde bile, "Ben bir kulun oğluyum" diyerek sıradan bir insan gibi yaşardı.
Yaşayan Kur'an: Karakteri, Kur'an-ı Kerim'in ahlaki ilkelerinin somutlaşmış halidir.
Bahsettiğiniz ifade, Hz. Aişe'ye (r.a.) yöneltilen bir soru üzerine verdiği meşhur cevabı işaret etmektedir.
Hz. Aişe'ye Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ahlakı sorulduğunda, o şu cevabı vermiştir:
"Onun ahlakı Kur'an'dı." (Müslim, Müsâfirîn, 139).
Bu hadis-i şerifin anlamı ve kapsamı şöyledir:
Canlı Kur'an: Peygamberimiz, Kur'an-ı Kerim'in emir ve yasaklarını bizzat kendi hayatına tatbik ederek "yaşayan bir Kur'an" olmuştur.
Ahlaki Mükemmellik: Kur'an'ın övdüğü tüm güzel huylar onda toplanmış, Kur'an'ın yerdiği tüm kötü huylardan da o uzak durmuştur.