gece, bazen karanlık ve korku, bazen kendinle baş başa kalış, huzur, dinginlik ve kayboluş. kimileri için muhasebe ve tefekkür. ve çoğunlukla özel bir dünyadır, içinde sadece kendimiz olan.
Aşk, koca kainatı bir çift göze sığdırmaktır. Bir gülüşte, bir bakışta, bin susuşta, binlerce düşte saklı olandır. Aşk, ikilikten feragat edip 1 olabilmektir
evet insan aklı sınırlıdır.. ve herkes kendi çapında sever işte.. aslında dediğin gibi beşeri aşk, aşk-ı ilâhiye matlub olmuyorsa o aşkta hüsran ve ızdırap kaçınılmazdır.. zira leylanın vasfında, mevla’yı bulmak icab eder.. ve de ‘’ gerçek aşkı ‘’ tasavvuf ehli yaşar ki.. onlar aşk ile yanmaktan (Allah aşkı) imtina etmezler…
Hayır, Şehr-i Stanbul’un havasını birlikte solumak, bir kaplanla aynı kafese girmek gibi gelmiyor bana.. :) Bu şehirde ‘’var olduğunun farkında olmanın ve varlığınla çoğalmanın’’ verimliliğini idrak ediyorum muhterem.. Bir kaktüs’ün dikenlerinin yüzüme savrulmasından şikayet ediyordum ammâ fark edebildim ki meğer her dikenin ucunda ‘’letâfet ‘’ zerreleri varmış :) Sen talep etmesen de ‘’düşünmek zamanlarımı sana adamaktan’’ mutluyum aziz dost :)
ana-babasının okulda sandığı liseli kızın, 'okuldan kaçarak' taksimde sevgilisi ile buluşmasını müteakiben, bir cafenin tuvaletinde okul üniformasını çıkararak yerine giydiği etektir…. makyaj da ihmal edilmez.. aah gençlik mi demeli.. yoksa vah eğitim sistemi mi… ya da ebeveynlerin ve öğretmenlerin duyarsızlığı/ ilgisizliği mi demeli.. ben bunu bilemem..heer şeyi 'bir bilen ' bilir. :)
Yorgun gece yavaş yavaş kabuğuna çekilirken, gündüzün ilk ışıkları düşmeye başladı pencereme.. Sokak lambaları sönüyor bir bir. Karşıdaki okulun bahçesindeki ağaçların yaprakları titriyor rüzgardan.. kuşların cıvıltısını duyabiliyorum.. Bir ambulansın siren sesleri geliyor uzaktan.. (hüzün) Çocuk, köşedeki çöplükten işe yarar bişeyler arıyor.. belli ki hayat yükü erken çökmüş omuzlarına.. Kâinatın bu noktasında da puzzel’ın parçaları teker teker yerlerini bulmaya devam ediyor/edecek. Pek hoşnut olsam da manzarayı seyreylemekten Gördüklerimin suretinde,zamanın kahredici hızına kaçak bir bakıştır yaptığım.. Ya da hislerdir belki içime hapsettiğim..
Zaman zaman yine, yeniden yazmalısın mîr ‘im.. Mesuliyetindir bu senin.. Mademki hükmediyorsun kelimelere, paylaşmak zorundasın.. Biz bilmeyenlerin hakları sende kalsın istemezsin değil mi.. :) Bazen bizi tefekküre yönelten ve bazen de dudaklarımızda tebessüme vesile olan kelâmlarının hasreti içindeyiz.. Biz yazılarını zaten zevkle okuruz da.. Öyleyse yazmak yorsun seni.. :)
Daha kaç vapur, sensiz yanaşacak iskeleye.. Daha kaç insanın yüzünde, seni arayacak gözlerim. Hasretin, vuslata tebdil olduğu muştusuyla, kanatlarında mavi kurdela olan bir martı süzülsün artık, üsküdar’dan eminönü’ne.
gece, bazen karanlık ve korku, bazen kendinle baş başa kalış, huzur, dinginlik ve kayboluş.
kimileri için muhasebe ve tefekkür.
ve çoğunlukla özel bir dünyadır, içinde sadece kendimiz olan.
Aşk, koca kainatı bir çift göze sığdırmaktır.
Bir gülüşte, bir bakışta, bin susuşta, binlerce düşte saklı olandır.
Aşk, ikilikten feragat edip 1 olabilmektir
Söz ağızdayken sahibinin esiridir.
Ağızdan çıktıktan sonra, sahibi sözün esiri olur.
evet insan aklı sınırlıdır.. ve herkes kendi çapında sever işte..
aslında dediğin gibi beşeri aşk, aşk-ı ilâhiye matlub olmuyorsa o aşkta hüsran ve ızdırap kaçınılmazdır.. zira leylanın vasfında, mevla’yı bulmak icab eder..
ve de ‘’ gerçek aşkı ‘’ tasavvuf ehli yaşar ki..
onlar aşk ile yanmaktan (Allah aşkı) imtina etmezler…
Hayır, Şehr-i Stanbul’un havasını birlikte solumak, bir kaplanla aynı kafese girmek gibi gelmiyor bana.. :)
Bu şehirde ‘’var olduğunun farkında olmanın ve varlığınla çoğalmanın’’ verimliliğini idrak ediyorum muhterem..
Bir kaktüs’ün dikenlerinin yüzüme savrulmasından şikayet ediyordum ammâ fark edebildim ki meğer her dikenin ucunda ‘’letâfet ‘’ zerreleri varmış :)
Sen talep etmesen de ‘’düşünmek zamanlarımı sana adamaktan’’ mutluyum aziz dost :)
ana-babasının okulda sandığı liseli kızın, 'okuldan kaçarak' taksimde sevgilisi ile buluşmasını müteakiben, bir cafenin tuvaletinde okul üniformasını çıkararak yerine giydiği etektir….
makyaj da ihmal edilmez..
aah gençlik mi demeli.. yoksa vah eğitim sistemi mi…
ya da ebeveynlerin ve öğretmenlerin duyarsızlığı/ ilgisizliği mi demeli..
ben bunu bilemem..heer şeyi 'bir bilen ' bilir. :)
Muâmma hâlini anlamak değildir maksadım
İzâh’tan vâreste değil mi kelâmlarım!
Haklı sebeblerin tezâhürüdür hırçınlığım
Aslında,
Ruhundaki zemheridir ulaşılmazlığım..
Yorgun gece yavaş yavaş kabuğuna çekilirken, gündüzün ilk ışıkları düşmeye başladı pencereme..
Sokak lambaları sönüyor bir bir.
Karşıdaki okulun bahçesindeki ağaçların yaprakları titriyor rüzgardan.. kuşların cıvıltısını duyabiliyorum..
Bir ambulansın siren sesleri geliyor uzaktan.. (hüzün)
Çocuk, köşedeki çöplükten işe yarar bişeyler arıyor.. belli ki hayat yükü erken çökmüş omuzlarına..
Kâinatın bu noktasında da puzzel’ın parçaları teker teker yerlerini bulmaya devam ediyor/edecek.
Pek hoşnut olsam da manzarayı seyreylemekten
Gördüklerimin suretinde,zamanın kahredici hızına kaçak bir bakıştır yaptığım..
Ya da hislerdir belki içime hapsettiğim..
Zaman zaman yine, yeniden yazmalısın mîr ‘im..
Mesuliyetindir bu senin.. Mademki hükmediyorsun kelimelere, paylaşmak zorundasın..
Biz bilmeyenlerin hakları sende kalsın istemezsin değil mi.. :)
Bazen bizi tefekküre yönelten ve bazen de dudaklarımızda tebessüme vesile olan kelâmlarının hasreti içindeyiz..
Biz yazılarını zaten zevkle okuruz da.. Öyleyse yazmak yorsun seni.. :)
Daha kaç vapur, sensiz yanaşacak iskeleye..
Daha kaç insanın yüzünde, seni arayacak gözlerim.
Hasretin, vuslata tebdil olduğu muştusuyla,
kanatlarında mavi kurdela olan bir martı süzülsün artık, üsküdar’dan eminönü’ne.