sana zeytin dalı uzatıyor olmam pes ettiğim anlamına gelmez. yorulmadım da fakat usandım kelimelerinle cebelleşmekten :)) artık diyorum ki ben, şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak… öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olursa, bunlardan hiçbir şey anlamasın...
tesadüflerin gücüne inanırım, kelimelerin gücüne inandığım gibi. filmlerden etkilenmek gibi, kitaplardan, insanlardan, şehirlerden, ilkyazdan, yollardan etkilenmek gibi bir huyum vardır. bazen öyle bir an olur ki hayatta, belki dünyayı değil ama senin dünyanı değiştirir. . .
Birden ortaya çıkan ve zahmetsizce gelenler, aniden kaybolur ve sessizce giderler. Eksik/ yanlış anlamaları ve anlamlandırmaları şiar edinen bahtsız kelimelerle hüküm vererek.. Adaletin tecelli etmesini hiçe sayarak, istişareye itibar etmeyip, Su-i zanları mahfuz kılarak, terk-i diyar edilir mi ? Geriye bir boşluk ve de ‘’ anlaşılmamanın verdiği hüzün ‘’ hissi kalsa da.. Heyhat ! Biz vicdanımızın rahatlığına sığındık…
hiç bir su, kaynağına geri dönemez… çünkü, göğsünü deldiği topraktan bir daha geçmez.. ya başka bir denizdedir, ya başka bir nehirde. ya da kurur gider bir çölde...
sükutun içinde pembe gülümsemeler yayılsa da yüzümüzde , kelimelerimiz içimizin kor ateşli yollarında yürüyor yalın ayak… sessiz haykırışlarımızla, sükunetin ardındaki büyük savaşın galibi olmadığını biliriz. canı acıyor kelimelerin , kimseye sesini duyuramıyor, çığlık çığlığa sesi kısılıyor… her toparlanıp kendine gelişinde daha kötü düşüyor…
sana zeytin dalı uzatıyor olmam pes ettiğim anlamına gelmez.
yorulmadım da fakat usandım kelimelerinle cebelleşmekten :))
artık diyorum ki ben,
şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak…
öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olursa,
bunlardan hiçbir şey anlamasın...
Konuşarak da anlaşamıyorduk, susarak da..
Ben yazmayı tercih ettim, o hiç okumadı.
mâi eflatun
tesadüflerin gücüne inanırım, kelimelerin gücüne inandığım gibi.
filmlerden etkilenmek gibi,
kitaplardan, insanlardan, şehirlerden, ilkyazdan, yollardan etkilenmek gibi bir huyum vardır.
bazen öyle bir an olur ki hayatta, belki dünyayı değil ama senin dünyanı değiştirir. . .
bütün duvarlar iki anlamlı, iki yüzlüdür..
neyin içeride, neyin dışarıda olduğu,
duvarın hangi yanından baktığımıza bağlıdır.
gitmek elzemmiydi mîrim. çünküü,
nabzı düzensiz, şehrin yüreği tekliyor..
göğsünde taşlar büyütüyor.
damarlarında yitik insanlar dolanıyor, nefesi dumanlı..
kara asfaltlara bürünüyor üşüdükçe..
Umutla yaşamak en büyük servettir..
Düşünüyorum seni,
Öyleyse varsın :)
Birden ortaya çıkan ve zahmetsizce gelenler, aniden kaybolur ve sessizce giderler.
Eksik/ yanlış anlamaları ve anlamlandırmaları şiar edinen bahtsız kelimelerle hüküm vererek..
Adaletin tecelli etmesini hiçe sayarak, istişareye itibar etmeyip,
Su-i zanları mahfuz kılarak, terk-i diyar edilir mi ?
Geriye bir boşluk ve de ‘’ anlaşılmamanın verdiği hüzün ‘’ hissi kalsa da..
Heyhat ! Biz vicdanımızın rahatlığına sığındık…
hiç bir su, kaynağına geri dönemez…
çünkü,
göğsünü deldiği topraktan bir daha geçmez..
ya başka bir denizdedir, ya başka bir nehirde.
ya da kurur gider bir çölde...
sükutun içinde pembe gülümsemeler yayılsa da yüzümüzde ,
kelimelerimiz içimizin kor ateşli yollarında yürüyor yalın ayak…
sessiz haykırışlarımızla, sükunetin ardındaki büyük savaşın galibi olmadığını biliriz.
canı acıyor kelimelerin , kimseye sesini duyuramıyor, çığlık çığlığa sesi kısılıyor…
her toparlanıp kendine gelişinde daha kötü düşüyor…