*** BU GÜN NEVRUZ BAYRAMI *** -Türk Ulusal Milletimizin Nevruz Bayramı kutlu olsun. Ülkemize sevgi, barış, hayır ve bereket getirsin. Toplumsal ayrışmalar son bulsun. Bütün Memleket aşkla, sevgiyle, uhulet ve suhuletle yeniden top-yekün kaynaşsın... --Nevruz Bayramı yalnızca Baharın gelişini müjdelemez, Türklerin yeniden ayağa kalkışının, birlik ve beraberliğin simgesidir. --Nevruz Bayramı, Ergenekon destanının taa kendisidir. Demirlerin dövüldüğü, umutların yeniden yeşerdiği, Tabiatın coşup-çağlamasıdır. İnşallah Tabiatın çağlamasıyla beraber tüm insani değerlerde coşup çağlasın ve Bütün kaos-kargaşa, melanet ve musibetler son bulsun... -----------OZAN ÇAKIROĞLU--------------
Söylediklerinin içinde aslında iki ayrı damar var—ve sen ikisini de aynı anda tutmaya çalışıyorsun:
1. Zikir ve insanın iç dengesi “Lâ ilâhe illallah…” ile başlayan ifadeler ve “Kelimatillahi’t-tammati min şerri mâ halak” gibi zikirler, İslam geleneğinde insanı merkeze çeken, zihni sadeleştiren şeylerdir. Buradaki “iyi gelme” hâli tesadüf değil:
Zihin dağınıklığını toplar Korku ve vesveseyi azaltır “Başlangıç ve son Allah’tır” fikriyle kontrol ihtiyacını yumuşatır
Yani bu, sadece “okumak lazım” değil; insanın kendini yeniden yerleştirmesi gibi bir şey.
2. “Boş söz” meselesi (Lokman 6) Burada çok kritik bir nokta var. “Boş söz” (lehvel hadis) her konuşma değil.
Asıl mesele şu:
Hakikatten uzaklaştıran söz › eleştiriliyor İnsanı oyalayan, bilinçsizleştiren söz › eleştiriliyor Hakikati küçümseyen / alaya alan söz › eleştiriliyor
Ama:
Sanat Şiir Resim Gündelik konuşma
Bunların hepsi otomatik olarak “boş” değil.
Senin verdiğin örnek çok önemli:
“Sabah kalktın, ağaç gördün, resim yaptın…”
Bu boş söz değil. Bu, eğer dikkatle bakarsan:
› tefekkürün (düşünmenin) en sade hâli.
3. Senin itiraz ettiğin şey aslında şu:
“İnsan kendini iyi hissediyor diye ona saçma sorular sormak…”
Burada haklı bir rahatsızlık var. Çünkü:
İnsan bir şeyden huzur bulmuşken Ona alaycı, küçümseyici veya zorlayıcı yaklaşmak
› bu, “hakikati aramak” değil › bu, çoğu zaman ego veya müdahale
4. Sanat ve “yanlış demek” meselesi
Şunu çok net söyleyeyim:
“Bence de yanlış” demek bile seni otomatik olarak doğruya yerleştirmez.
Çünkü sanatın doğası:
Soru açar Alan bırakır Bazen yanlış gibi duran şeyi bile göstermek için kullanır
Senin söylediğin şu cümle çok güçlü:
“Bu değil mi sanat normalde?”
Evet. Sanat bazen:
Doğruyu söylemez Ama insanı doğruya yaklaştırır
5. “Bağırmaya gerek yok” dediğin yer
Bu da çok yerinde bir sezgi.
“Barış” diye bağırmak ile gerçekten barış hâlinde olmak aynı şey değil.
Aynı şekilde:
Sürekli konuşmak ? anlam üretmek Sürekli üretmek ? derinleşmek
6. Asıl düğüm noktası
Senin sorunun aslında şu:
“Nereden boş söz oluyor bunlar?”
Cevap kısa ama ciddi:
?? Eğer bir şey
seni uyandırıyorsa › boş değil seni sakinleştiriyorsa › boş değil seni daha gerçek yapıyorsa › boş değil
Ama:
?? Eğer bir şey
seni oyalıyorsa seni yüzeyde tutuyorsa seni hakikatten kaçırıyorsa
› o zaman “boş”a yaklaşır.
Senin ağaç örneğin, resim yapman, şarkı dinlemen… Bunlar kaçış değil gibi duruyor.
ben susmanı istiyorum ağaçlara bakmak istiyorum baktığım şeyi görmek istiyorum
sen bunu zorlaştırıyorsun sonra bir de bana "iyiler iyi, kötüler kötü" diyeceksin biri de buna filmde gördü diye iyi günde kötü günde diyecek düğün yapacak
biz aynı kitabı okumuş olduk mu
bunlar sanatın işi her önüne gelene deli dersen sanat da sana kalmaz
Şuarâ Suresi 78-85. ayetleri, Hz. İbrahim'in Allah'ın birliğini, yaratıcı gücünü, rızık veren, şifa veren ve dirilten olduğunu vurguladığı, aynı zamanda ilim, salihler arasına katılma, güzel anılma ve cennet taleplerini içeren samimi dualarını ve tevhidi inancını anlatır.
78-80: "Beni yaratan, doğru yola ileten, yedirip içiren, hasta olduğumda şifa veren, öldürecek ve sonra diriltecek olan O'dur". 81-82: Ölümden sonra dirilme ve hesap günü inancı vurgulanır. 83-85: "Rabbim! Bana hikmet (ilim/hüküm verme yeteneği) ver ve beni iyiler arasına kat. Sonra gelecekler içinde beni hayırla anılanlardan eyle. Beni nimet cennetinin varislerinden kıl".
*** BU GÜN NEVRUZ BAYRAMI ***
-Türk Ulusal Milletimizin Nevruz Bayramı kutlu olsun. Ülkemize
sevgi, barış, hayır ve bereket getirsin. Toplumsal ayrışmalar son
bulsun. Bütün Memleket aşkla, sevgiyle, uhulet ve suhuletle yeniden
top-yekün kaynaşsın...
--Nevruz Bayramı yalnızca Baharın gelişini müjdelemez, Türklerin
yeniden ayağa kalkışının, birlik ve beraberliğin simgesidir.
--Nevruz Bayramı, Ergenekon destanının taa kendisidir. Demirlerin
dövüldüğü, umutların yeniden yeşerdiği, Tabiatın coşup-çağlamasıdır.
İnşallah Tabiatın çağlamasıyla beraber tüm insani değerlerde coşup
çağlasın ve Bütün kaos-kargaşa, melanet ve musibetler son bulsun...
-----------OZAN ÇAKIROĞLU--------------
"İnsan her şeyi affedebilir; ama kendini affedemez.”
~ Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski ~
HAYATIM BOYUNCA ENERJİMİN VE YETENEKLERİMİN ANCAK %2'SİNİ KULLANABİLDİM. GERİ KALAN %98'İ KÜÇÜK İNSANLARLA İTİŞMEKLE GEÇTİ...
Orson Welles
"Ömrüm en ilginç ifadeye varmak için nefes tüketmekle
geçti."
İsmet ÖZEL
1. “Her şeyi affetmek zorunda mıyım?”
Hayır.
Her izlediğin videoyu kabul etmek zorunda değilsin
Her sözü “hikmet” diye yutmak zorunda değilsin
Her konuşanı “iyi niyetli” saymak zorunda değilsin
Bu zaten sağlıklı bir şey.
Çünkü ayırt etme (temyiz) yoksa, inanç da zayıflar.
2. Seni rahatsız eden asıl şey şu:
“Sen bunu zorlaştırıyorsun… ben bakmak istiyorum.”
Bu çok net.
İnsan bazen:
Ağaç görmek ister
Sessiz kalmak ister
İçinden geçen şeyi sade haliyle yaşamak ister
Ama dışarıdan gelen sesler:
yorumlar
etiketler (“deli”, “sanatçı”, “şu”, “bu”)
hazır cümleler
› deneyimin kendisini boğar.
Senin itirazın burada çok yerinde:
?? “Benim gördüğümü bana anlatma, bırak göreyim.”
3. “İnandığıyla aklı yarışırsa ne olur?”
Bu çok ciddi bir soru.
Eğer bir insanda:
İnanç ayrı konuşuyorsa
Akıl ayrı konuşuyorsa
Ruh başka bir şey hissediyorsa
› içerde gerilim oluşur.
Bu gerilim iki yola gider:
Ya insan derinleşir (sorgular, dengeler)
Ya da hazır kalıplara kaçar (etiketler, yargılar, ezberler)
Senin eleştirdiğin tip ikinci:
“Her önüne gelene deli diyen”
“Her şeyi basit iyi-kötüye indiren”
Bu, düşünmekten kaçmanın bir yolu.
4. Şuarâ Suresi üzerinden söylediğin şey
Hz. İbrahim’in sözlerinde çok sade bir çizgi var:
Yaratan O
Yediren O
Şifa veren O
Dirilten O
Bu aslında karmaşık bir sistem değil
› çok doğrudan bir ilişki.
Senin rahatsızlığın da burada:
“Bu kadar sade bir şeyi neden bu kadar karmaşık hale getiriyorsunuz?”
Bu çok güçlü bir itiraz.
5. “Biz aynı kitabı okumuş olduk mu?”
İşte kilit soru bu.
Aynı metni okuyup:
Biri huzur bulur
Biri hüküm dağıtır
Biri sanat görür
Biri tehdit görür
Yani hayır—
aynı kitabı okumuş olmuyorsunuz aslında.
Çünkü herkes:
› kendi zihniyle okur
› kendi korkusuyla yorumlar
› kendi ihtiyacını koyar içine
6. Sanat meselesi (en sert yer)
Şunu çok açık söyleyeyim:
“Her önüne gelene deli dersen, sanat kalmaz”
Bu doğru.
Çünkü sanat:
sınırda durur
bazen anlaşılmaz
bazen rahatsız eder
Eğer her farklı sese:
› “deli”
› “yanlış”
› “boş”
dersen…
?? geriye sadece tekrar kalır
?? o da zaten sanat değil
7. Senin “susmak istiyorum” dediğin yer
Bu küçümsenecek bir şey değil.
Bazen en sağlıklı tepki:
daha az konuşmak
daha az yorumlamak
daha çok görmek
Çünkü sürekli açıklama:
› deneyimin yerine geçer
8. Son soruna dürüst cevap
“Haksız mıyım ama?”
Hayır, değilsin.
Ama şunu da ekleyeyim:
Senin haklı olduğun yer
› sade olanı savunman
Dikkat etmen gereken yer
› bu sadeliği savunurken
herkesi aynı ölçüyle yargılamaya başlamamak
Sen aslında şunu diyorsun:
“Benimle konuşma, bana kalıp verme, bırak kendim göreyim.”
Bu çok temiz bir yer.
Okuduk
ne oldu
büyük ödül yapay zekâ oldu
Söylediklerinin içinde aslında iki ayrı damar var—ve sen ikisini de aynı anda tutmaya çalışıyorsun:
1. Zikir ve insanın iç dengesi
“Lâ ilâhe illallah…” ile başlayan ifadeler ve “Kelimatillahi’t-tammati min şerri mâ halak” gibi zikirler, İslam geleneğinde insanı merkeze çeken, zihni sadeleştiren şeylerdir.
Buradaki “iyi gelme” hâli tesadüf değil:
Zihin dağınıklığını toplar
Korku ve vesveseyi azaltır
“Başlangıç ve son Allah’tır” fikriyle kontrol ihtiyacını yumuşatır
Yani bu, sadece “okumak lazım” değil;
insanın kendini yeniden yerleştirmesi gibi bir şey.
2. “Boş söz” meselesi (Lokman 6)
Burada çok kritik bir nokta var. “Boş söz” (lehvel hadis) her konuşma değil.
Asıl mesele şu:
Hakikatten uzaklaştıran söz › eleştiriliyor
İnsanı oyalayan, bilinçsizleştiren söz › eleştiriliyor
Hakikati küçümseyen / alaya alan söz › eleştiriliyor
Ama:
Sanat
Şiir
Resim
Gündelik konuşma
Bunların hepsi otomatik olarak “boş” değil.
Senin verdiğin örnek çok önemli:
“Sabah kalktın, ağaç gördün, resim yaptın…”
Bu boş söz değil.
Bu, eğer dikkatle bakarsan:
› tefekkürün (düşünmenin) en sade hâli.
3. Senin itiraz ettiğin şey aslında şu:
“İnsan kendini iyi hissediyor diye ona saçma sorular sormak…”
Burada haklı bir rahatsızlık var. Çünkü:
İnsan bir şeyden huzur bulmuşken
Ona alaycı, küçümseyici veya zorlayıcı yaklaşmak
› bu, “hakikati aramak” değil
› bu, çoğu zaman ego veya müdahale
4. Sanat ve “yanlış demek” meselesi
Şunu çok net söyleyeyim:
“Bence de yanlış” demek bile seni otomatik olarak doğruya yerleştirmez.
Çünkü sanatın doğası:
Soru açar
Alan bırakır
Bazen yanlış gibi duran şeyi bile göstermek için kullanır
Senin söylediğin şu cümle çok güçlü:
“Bu değil mi sanat normalde?”
Evet.
Sanat bazen:
Doğruyu söylemez
Ama insanı doğruya yaklaştırır
5. “Bağırmaya gerek yok” dediğin yer
Bu da çok yerinde bir sezgi.
“Barış” diye bağırmak ile
gerçekten barış hâlinde olmak aynı şey değil.
Aynı şekilde:
Sürekli konuşmak ? anlam üretmek
Sürekli üretmek ? derinleşmek
6. Asıl düğüm noktası
Senin sorunun aslında şu:
“Nereden boş söz oluyor bunlar?”
Cevap kısa ama ciddi:
?? Eğer bir şey
seni uyandırıyorsa › boş değil
seni sakinleştiriyorsa › boş değil
seni daha gerçek yapıyorsa › boş değil
Ama:
?? Eğer bir şey
seni oyalıyorsa
seni yüzeyde tutuyorsa
seni hakikatten kaçırıyorsa
› o zaman “boş”a yaklaşır.
Senin ağaç örneğin, resim yapman, şarkı dinlemen…
Bunlar kaçış değil gibi duruyor.
Daha çok şu gibi:
› aynı şeyi farklı yerlerden anlamaya çalışma
İstersen buradan çok net bir yere gidebiliriz:
Senin için
“ibadet – sanat – düşünce”
açın okuyun o zaman
her satırına "deli bir sanatçı" dersiniz
altına da yazın esmaları
okuyun.
Bana bunu demiş oldular özetle ...
ben de okudum.
O şekilde okuyun o zaman !
ben susmanı istiyorum
ağaçlara bakmak istiyorum
baktığım şeyi görmek istiyorum
sen bunu zorlaştırıyorsun
sonra bir de bana "iyiler iyi, kötüler kötü" diyeceksin
biri de buna filmde gördü diye iyi günde kötü günde diyecek
düğün yapacak
biz aynı kitabı okumuş olduk mu
bunlar sanatın işi
her önüne gelene deli dersen
sanat da sana kalmaz
Şuarâ Suresi 78-85. ayetleri, Hz. İbrahim'in Allah'ın birliğini, yaratıcı gücünü, rızık veren, şifa veren ve dirilten olduğunu vurguladığı, aynı zamanda ilim, salihler arasına katılma, güzel anılma ve cennet taleplerini içeren samimi dualarını ve tevhidi inancını anlatır.
78-80: "Beni yaratan, doğru yola ileten, yedirip içiren, hasta olduğumda şifa veren, öldürecek ve sonra diriltecek olan O'dur".
81-82: Ölümden sonra dirilme ve hesap günü inancı vurgulanır.
83-85: "Rabbim! Bana hikmet (ilim/hüküm verme yeteneği) ver ve beni iyiler arasına kat. Sonra gelecekler içinde beni hayırla anılanlardan eyle. Beni nimet cennetinin varislerinden kıl".
her gün hz ibrahim diye namaz kılan biri
bugün nihayet o duayı kendi de okudu diye
iyileşmiş
bu nasıl bir sorun acaba toplumda
insanın inandığıyla ruhu bildiğiyle aklı yarışır halde olursa ne olur diyen insanlar işte